Bilal Yoldaşın Güvercinlerine, Sevgiyle

Bilal Yoldaşın Güvercinlerine, Sevgiyle

EKİN BALTAŞ | Örgütlenmiş katillerin karşısında, çaresizce mücadeleye küçük alanlar açmaya çalışıyoruz. Sonra ödenen bedellere bakınca o alanlara hapsolmuşluğumuz çarpıyor yüzümüze.

“Bu gece on bir buçuk otobüsüyle İstanbul’a mı gitsem

İntihar mı etsem, bir toplum polisi mi öldürsem yoksa.”

 

Uçlardayız.

Her sabah ve her akşam, her gece yarısı gökyüzüne bakarken uçlardayız. Pencereyi açıp aşağıya atlamakla bir sigara yakıp derin bir of çekmenin arasında bir yerlerde.

Ölüm haberleriyle dolu içimiz. Üstelik hissetme yetimiz günden güne azalıyor gibi. Öyle içimize işlemiş ki o “şehir insanı” bencilliği, insanlar ölürken en fazla yapabildiğimiz depresyona girmek sanki. Gidilecek bir iş var her gün, dünya hiç durmuyor, karnımız acıkıyor, susuyor, konuşuyor ve gülüyoruz. Oysa dünya dursun istiyor insan. Siz de istiyor musunuz? Yani, Cemile’nin vücudunu annesi buzluğa koyduğunda veya Selman başından vurulduğunda sokak ortasında biraz olsun duramaz mıydı? Her şey yavaşlasaydı birden, birbirimizin yüzüne baksaydık. Öyle uzun baksaydık ki hiç konuşmadan, utansaydık hepimiz. Çocuklar deseydik sadece, ÇOCUKLARI ÖLDÜRÜYORLAR.

Oysa uğraşıyoruz, çalışıyoruz, bir ucundan tutalım bu mücadelenin. Sonra başımıza yere eğiyor, ne kadar faydası olursa artık diyoruz.

O “ne kadar faydası olursa artık” dan sonra gelen üç noktayla gerçekliğimizin farkına varıyoruz. Küçük ve içe kapalı bencil yaşamlarımızdan sosyal medya aracılığıyla takip ettiğimiz ölümün gerçekliğini.

Örgütlenmiş katillerin karşısında, çaresizce mücadeleye küçük alanlar açmaya çalışıyoruz. Sonra ödenen bedellere bakınca o alanlara hapsolmuşluğumuz çarpıyor yüzümüze. Adaletsizliğin var olduğunu hep biliyorduk ya, torpilli taraftayız, bunun utancı var içimizde.

Sokakta oynarken vurulan Elif’in yüzü geliyor gözümün önüne.

Maşallah Edin’in 7 çocuğu geliyor aklıma, şimdi öksüz mü diyeceğiz onlara?

Hacı’nın güzel gülümsemesini düşünüyorum, güç vermesi gerek diyorum içimden, ama canımı yakıyor.

Taşeron bir işçinin göğsünün solunda küflenmiş bir taş taşıyan merhametsiz bir adamın karşısında süklüm püklüm oluşunu izliyorum. Taşeron ama telefonu var diyor. Mağazalar kapatıp milyar dolarlar harcayanlar, ayağına 3 aylık maaşımız kadar ayakkabı geçirenler, bir adama telefonun var diyor. Şükret diyor, kırıntıları attığımıza şükret.

Bedenini feda ederek ölümsüzleşen Zilan’ı çok iyi anlıyorum tam da o anda. “Yaşamı ve insanları çok sevdiğim için bu eylemi gerçekleştirmek istiyorum” derken ne dediğini şimdi anlıyorum.

Çünkü yaşamı ve insanları çok seviyorum.

Ve artık bu onursuzluğa katlanamıyorum.

Anlıyor musunuz?

Bismil’de infaz edilen ’un beslediği güvercinler tabutuna konmuşlar.

Biliyorum. Onlar beni anlıyor.

 

 

Yazarın diğer yazılarını görmek için Ekin Baltaş

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr