Biz Unutmadık, Siz Hatırladınız Mı?

Biz Unutmadık, Siz Hatırladınız Mı?

GRUŞA ABAŞVİLİ | ‘Adı “Hayata Dönüş Operasyonu”ydu, ölenler direnerek öldüler, kendi hapishanelerine ordusuyla girenlerin aczini mühürlediler, ölü bedenlerini korkmadan çarptılar yüzlerine, yenilmediler. Yenilgi sokağa aitti, bir ateşe kağıt gibi insan atanlar karşısındaki suskunluğa, korkunun kemirdiği ruhlara aitti. Adı “Hayata Dönüş Operasyonu”ydu…’

Bir travma laboratuarının kobayları olduğumuza inanmamamız için hiçbir neden yok, hatta yurttaşlığın saklı tanımının bu olduğundan hiçbir şüphem kalmadı. Deneyin üst başlığı: neye ne kadar dayanabilirler? Dayanma derecemiz insanlığımızla ters orantılı, bu türden dayanıklılığı arttırılmış insanların genetik yapısının giderek mantarlara benzediği konusunda ciddi bilimsel çalışmalar da mevcut(!) . Evet, deneyin nihai hedefi bu: adına yurttaş denen mantarlar üretme; çünkü bir mantar soru sormaz, acı çekmez, görmez, işitmez, hesap sormaz. Bir mantar ancak zulümler karşısında susmanın vatanın bekası için gerekli olduğuna ikna edilebilir, neden sorusunun bile hainlikle eşdeğer olduğunu kabul edebilir, ölmüş çocuklara, yanmış bedenlere, sahipsiz mezarlara bir şarkı klibine bakar gibi kayıtsız bakabilir.

Bir mantar ancak “Hayata Dönüş Operasyonu”ndan sonra boğulmadan nefes alabilir, -daha da fazlası- olan biteni haklı bulması için verilen gözdağlarına sessizce uyabilir, bunun adına da gazetecilik, habercilik, vatanseverlik falan diyebilir.

Şöyle diyebiliriz,  hayata dönüş operasyonunu gerçekleştiren güçlerin cesaret aldığı nokta buraya bağlı olmalıdır;  bir yurttaş olarak mantarlık hayata geçirildikçe, kimse, “Ne oluyor kardeşim, bu yaptığınız bırakın hukuku falan insan olmanın temel yasalarına aykırı” demedikçe- koro halinde- ülkeyi, her istediklerini yapabildikleri bir vahşi oyun yeri olarak görebilirler.  Emin oldukları tek şey, hesap ödemeyecekleridir. Hesap ödemedikleri gibi her türden insani refleksi “suçu ve suçluyu övme” maddesinden yargılayarak, toplumsal muhalefeti imkansız kılacaklardır. Oysa sıradan bir demokrasinin yürürlükte olduğu bir ülkede, hayata dönüş operasyonuna göz yummak suç kapsamında olurdu, çünkü insan yakmak, insanın yakılmasına ses çıkarmamaktan daha ağır bir suç yoktur. Dolayısıyla eğer buna da ses çıkarmayacaksak neye çıkaracağız, yanlışa yanlış demeyeceksek, “Bunu yapmaya kim olursanız olun hakkınız yok” demeyeceksek, neye itiraz edeceğiz, ‘mantarlar sote mi yoksa ızgara mı olsun’ diye mi tartışacağız. Ben mantar sevmem.

Operasyon sekiz bin üç yüz otuz beş asker, binlerce çevik kuvvet, binlerce gardiyanla ve yirmi binin üzerinde gaz bombasıyla gerçekleştirildi, hayata döndürülenlerden ise elli beş kişi sakat kaldı, Bayrampaşa’da on iki kişi öldü, altı kadın da yakıldı. Fosfor bombalarıyla eritilen bedenlerin öyküsünü okuduk sonra, yananlara benzinle ıslatılmış battaniye uzatan görevlileri dinledik. Sonra hiçbir şey olmadı, hayat olduğu gibi kaldı, haber yasağına titizlikle uyuldu, hep beraber susuldu, sesi çıkan bir avuç insan da her zamanki gibi marjinal ilan edilerek etkisizleştirildi, bir kamuoyu bile yoktu, sokaklara dökülmedi, bütün bunlar oldu bitti, sessizce evlere girildi ve çıkılmadı. Hiçbir yerde küçücük bir kıyamet bile kopmadı, yer sarsılmadı, insanın insanı yakması bir yardım olarak kayıtlara geçti ve kimse delirmedi, utançtan ölmedi.

Adı “Hayata Dönüş Operasyonu”ydu, ölenler direnerek öldüler, kendi hapishanelerine ordusuyla girenlerin aczini mühürlediler, ölü bedenlerini korkmadan çarptılar yüzlerine, yenilmediler. Yenilgi sokağa aitti, bir ateşe kağıt gibi insan atanlar karşısındaki suskunluğa, korkunun kemirdiği ruhlara aitti.

Adı “Hayata Dönüş Operasyonu”ydu, çok uzak zamanlarda kaldığı vaaz edilen arkaik insanlığa ait ürkütücü bir anlatı gibiydi, tarihin karanlık dehlizlerine eklenmiş bir halka gibiydi, etimize basılmış kızgın bir mühür gibiydi, biz unutmadık, siz hatırladınız mı?

1.Kadın:  Aralık ayında uğursuz bir ocak tütüyor, içimiz ateşten dışımız buzdan. Usulca külleri deşiyorum ocakta kalan.  Ağlayayım diyorum ağlayamıyorum.  Alıp külleri uzak nehirlere savuruyorum, uzak nehirlere arkadaşlarımın isimlerini haykırıyorum. Bana dağlar seslensin onların adını.

2.Kadın:  Şimdi   kim ateş dese elimi bir buza uzatıyorum. Yanan bir mumu aynanın karşısına koyup titrek alevinde geçmişten kalan yüzler okuyorum. Aynadaki yüzlere usulca üflüyorum, onların yüzlerini   kalbime kazıyorum, ayna buğulanıyor ve anlat diyor. Anlat mum sönmeden, yüzler silinmeden. Nasıl diye soruyorum, sözcükler dilimi yakıyor, nasıl diye soruyorum aynaya?

  1. Kadın:Geceleri bir rüzgar getiriyor anılarını, sabahları güneşli bir gök taşıyor. Bir dil arıyorum öfkeme giydirecek, öfkemi giydirecek bir dil arıyorum. Hançere benzeyen bir dil arıyorum.
  2. Kadın:Yas elbisemi yırtarak çıkarıyorum, onları, kız kardeşlerimi susmuyorum, bağırıyorum. Kulaklarınızı yırtacak bir ses arıyorum, onlardan korkanların zulmü korkutmuyor beni, bir korku imparatorluğuna ülke diyenler korkutmuyor beni, sesime, gidenlerin sesini katıyorum, o sesle hayata katılıyorum. Yalanlar dökülüyor tarihin duvarından, seslerimiz çatlatıyor aldanış aynalarınızı. Unutulmasın diye geçmişi anlatıyorum. Susmuyorum kız kardeşlerimi bağırıyorum.*

Adına “Hayata Dönüş Operasyonu” demişlerdi.   [İlk yayımlanma tarihi 19 Aralık 2011]

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr