Bobby Sands: Direnişte Hiç Susmayan Bir Ozan

Bobby Sands: Direnişte Hiç Susmayan Bir Ozan

CAN DENİZ ERALDEMİR | Ve Bobby Sands bir rahip karşısında cevap verir: “Bizim burada ‘yaşadığımızı’ mı düşünüyorsunuz? Son dört yılı geçirdiğimiz bu cezaevinde neler yaşadık? Vahşet. Aşağılanma. Bütün temel haklarımız elimizden alındı. Hayır, bu yaşamak değil. Bu bir savaş. Ölüm kalım savaşı.

bobby-sands direniste-hic- susmayan-bir-ozan
Can Deniz Eraldemir

“Ama şimdi benim şarkıma kulak verin,
Gecenin şafağı hakkında..
Ozanların şarkısını söyleyelim.
Yarın bizi alıp götürecek,
Evden uzak bir yere.
Hiç kimse bizim isimlerimizi bilmeyecek,
Ama ozanların şarkıları var olacak”

Blind Guardian

1981 yılının 5 Mayıs günü, Belfast yakınlarında İngiliz askeri üssünün bitişiğinde bulunan Majestelerinin Mare Hapishanesindeki (diğer ismi Long Kesh hapishanesidir) H tipi bir hücrede İRA’nın militanı ve  ozanı Bobby Sands’ın gözleri ölüm için son kez kapandığında; İngiliz efendiler direnişin de nefesinin kesildiğini kuşkusuz ki düşündüler. Sonuçta, bizler özgürlüğümüze yaşamaktan daha çok  açız deyip başlattıkları ve  66. Gününü dolduran ölüm orucunun ‘elebaşısıydı’ öldü denilen. Ne de olsa artık dalgınlığa gelmez bir titizlik içinde bütün baskınlara rağmen saklamayı başardığı tükenmez kaleminin iziyle tuvalet kağıdı parçalarına kazıdığı direniş ritminde şiirleri ve  öyküleri Belfast’ın sokaklarında okunmayacaktı.. Sesi Long Kesh’in dar koridorlarında çınlayıp  Irlanda’nın sokaklarına yayılmayacaktı. Sözü ve sesi duyulmuyorsa gülen yüzü unutulurdu. Egemenlerin bilindik yanılgısıdır, ölümü koca bir sıfıra eşitleyip karşı çıkanların ‘etkisiz hale geldiklerine’ sevinmek.. İngiliz apoletli egemenler her türlü baskı, işkence ve  ölümle karartmaya çalıştığı o muzur gülen yüzün duvarları süsleyeceğini nasıl düşünebilirlerdi?

Tıpkı bu tarihten tam beş yıl önce, yani yirmi iki yaşındaki, doğru düzgün okul yüzü görmemiş bir İrlandalı Katolik genci, Boby Sands’ı arabasında bulunan bir tabancayı  suç aleti gösterip dört arkadaşıyla birlikte 14 yılla cezalandırırken onların Bobby Sands’lara dönüşebileceğini görmedikleri gibi. Bobby Sands için İrlandalı yazar Danny Morrison şöyle diyor: “Bobby, cezaevi yıllarını yalnızca İrlanda’ya dair değil tüm dünya tarihine dair doymak bilmez okumalar yaparak geçirdi ve 1976 Martında cezaevinden, kendini Sosyalist İrlanda Cumhuriyeti’ne adamış bir radikal cumhuriyetçi olarak çıktı.” “İnsanın özgürlüğü için işlediği hiçbir suçun, özgürlüğünü ondan alanların işlediği suçlardan daha büyük olamayacağı” bilinciyle yoğrulan Boby Sands bir kişiden öte önemli bir dönüşümün adıdır. Bu dönüşümün karşılığı cezaevinde Özgürlük isimli bir dergi olur, bir diğeri Marksist klasiklerin okunması ve İrlanda’nın ana dili  Gaelikçenin dersleri, bir başkası yetenek yarışmaları, moral çalışmaları ve tabiki direnişler..

İngiltereli egemenler 1976’nın Mart ayında cezaevlerinde süren direnişi kırmak için  “kriminalizasyon” politikasını  H Blokların inşaasıyla uygulamaya başlarlar. Bu politikaya göre bütün mahkumlar aynıdır; “Sadık ya da Cumhuriyetçi mahkum diye bir şey yoktur, yalnızca suçlular vardır”  ve tektip elbise giyeceklerdir. Üstelik  Cumhuriyetçiler ile Sadıklar bir arada ‘karıştırılıp barıştırılacaktır!’. Cumhuriyetçilerin cevabı gecikmez:  “Yabancı, zulmedici Britanya’nın varlığı defedilip, tüm İrlanda halkını kendi işlerini kontrol eden, kendi kaderlerine karar veren, aklı ve bedeni hür, bağımsız insanlar olarak söylüyoruz ki  kültürel, ekonomik anlamda ayrı ve özgür bir ülke oluncaya kadar İrlanda’da asla barış olmayacak.” İşkenceyle kendi kıyafetleri alınan mahkumlar tektip elbiseleri giymeyeceklerini ilan ederler: Tarihe “battaniye adamlar” olarak geçecek bu direniş de ilk olarak Kieran Nugent adlı mahkum tarafından başlatılır. Nugent, Cumhuriyetçi Hareket’e gönderdiği mektupta, “O adi suçlu kıyafetlerini sırtıma geçirmek için İngilizlerin çiviyle çakması gerekecek” diye yazar.” Beş yıl süren bu eylem unutulmayacak kadar çetindir: : “Kırık camlardan uğuldayarak giren rüzgar yüzünden içerisi buz gibiydi. Hücrelerin arkasındaki jeneratörün gürültüsü hiç kesilmiyordu. Bobby bunun için ‘insanı delirtir’ demişti. (…) Ceza bloğundaki mahkumlar çıplak tutuluyor ve hücrelerinden yalnızca lazımlıklarını boşaltmak için çıkabiliyorlardı. Haftada bir kere duş hakları vardı. Bu, onlara bahşedilen bir lükstü ama karşılığında fazladan aşağılanmalara katlanmak zorunda kalıyorlardı. Duşlara ulaşmak için dışarıda tek sıra halinde çırılçıplak yürütülüyor, bu sırada duruşma bekleyen tutuklu mahkumların önünden geçtikten sonra hallerine gülüp onlarla dalga geçen, aralarında kadınların da bulunduğu onlarca gardiyanla karşılaşacakları idari katın merdivenlerini çıkıyorlardı.”

1977’nin sonuna doğru gardiyanların özellikle çocuk mahkumlara banyoya  giderken uyguladıkları şiddete karşı Bobby Sands’ın önderliğiyle yıkanmama, lavaboları kullanmama ve  hücreleri temizlememe kararı alınır ve  pislik eylemleri başlar. Bu eyleme Cezaevi yönetimi Cumhuriyetçi mahkumları ceza bloklarına göndererek karşılık verir. Eylem bir üst evreye sıçrar. Artık mahkumlar su bidonlarını doldurmayacak ve lazımlıklarını boşaltmayacaklardır. Böylelikle İngiliz tutsaklığının en somut fotoğrafı ortaya çıkar. Mahkumlar biriken dışkılarını hücrelerinin duvarına sürerek direnmeye başlarlar.

2 Mart 1981 yılında ölen milletvekili Frank Maguire’ın yerine Bobby Sands milletvekili seçilse de İngiliz devleti tarafından tanınmaz.

“Bobby Sands ve arkadaşlarının açlık grevi 60. gününe ulaştığında Demir Leydi Margaret Thatcher, o buz gibi mekanik sesiyle Büyük Britanya’ya sesleniyordu: “Gözden düşmüş amaçlarının başarısızlığı ile yüzleşince ellerinde olan son kartı oyuna sürmeyi tercih ettiler. Hapishanelerdeki açlık grevini intihara dönüştürerek, uyguladıkları şiddeti kendilerine yönelttiler. Gerilim yaratmak, acı ve nefreti körüklemek için en temel insani duygu olan merhameti kullanmaya çalışıyorlar.”

Ve Bobby Sands bir rahip karşısında cevap verir: “Bizim burada ‘yaşadığımızı’ mı düşünüyorsunuz? Son dört yılı geçirdiğimiz bu cezaevinde neler yaşadık? Vahşet. Aşağılanma. Bütün temel haklarımız elimizden alındı. Hayır, bu yaşamak değil. Bu bir savaş. Ölüm kalım savaşı. Önceden ölümün kabul edildiği. Evet ölmüş olacağız. Ama bizim küllerimizden yeni bir kadın ve erkek nesli doğacak. Hatta bizden daha azimli ve daha kararlı. İnançlarımız var ve siz beğenseniz de beğenmeseniz de çok güçlüler…

 Zamanın Ritmi – Bobby Sands

(Çeviri: Can Tutkan, Can Deniz Eraldemir)

Her adamın içinde bulunan o,
Onu sen de biliyor musun dostum?
Milyonlarca yılın eğen rüzgarına direnen,
Ve böyle olacak sona varım.

Zaman henüz yokken doğdu,
Ve yaşamın dışında büyüdü,
Boğan asmalarını kesti kötülüğün,
Bir bıçak oldu, yakıcı ve öldürücüydü.

Bir kıvılcımdı henüz ateş yokken,
Ve yaktı bilincini adamın,
Çeliğin kalbine akan suya yol gösterir,
Ve başladı zaman olmazken zamanın.

Dönüşen göz yaşlarıydı Babil’in suları,
Ve bütün adamlar ölüme vardığında,
Kıvranan bir ızdıraptı çığlığı,
Bir haça asılıydı tamamen kanadığında.

Aslan ve kılıç onu Roma’da öldüren,
Ve karşıtlarını da, zalim düzen,
“Spartaküs” ölümü çağıran kelime
Appian yolunda (1) yürüyen.

Wat Tyler’ın (2) yoksulluğunda ilerledi,
Ve korktu kral ile lordu,
Ve süslendi onların kıyan bakışlarında,
O ise her zaman yaşıyordu.

Kutsal bir masumiyetle gülümser,
Geçmişin koloni fatihlerinden önce,
Oldukça ezik, evcil ve habersiz,
Ederi odur altın kaynaklı ölümün gücünde.

Zavallı Paris’in sokaklarında patladı,
Ve çürümüş Bastille’i yıkıp geçti,
Ve ansızın yöneldi yılanın başına,
Ve onu topuklarıyla ezdi.

Buffalo düzlüklerinde kanlar içinde öldü,
Ve bereket yağarken açlık çeken,
Kalbi Waunded Knee (3) de gömüldü,
Fakat kendi yine de yükselen.

Kerry göllerinde çığlık çığlığa,
Ve toprağın üstünde çan sesleri,
Ve muhtaşam bir direnişle öldü,
Katillerin soğukkanlılıkla vurduğu gibi.

Umudun bütün ışıklarında bulunan,
Hiçbir sınır ve boşluk bilmeden,
Kırmızıda, siyahta ve beyazda,
Bütün ırkların içinde yaşarken.

Ölü kahramanların kalbinde gömülü,
Tiranların gözü önünde çığlık atar,
Bütün dağların zirvesi mekanı,
Gök kubbeyi yakar.

Bu hücre odasını aydınlatır,
Çakar kudretli şimşekler,
Yıldırılmaz bir düşünce bu dostum,
Bu düşünce, “Ben haklıyım!” der.

__

  1. Appian Yolu: (Latince: Via Appia) MÖ 312 yılında Romalı yüksek bir memur (“censor”) olan Appius Claudius’un yapımına önderlik ettiği 660 km uzunluğundaki yol.

Yol Roma‘dan İtalya‘nın batı kıyısı boyunca güneye uzanmakta sonra doğu’ya dönerek Adriyatik denizi kıyısındaki Brindisi‘ye oradan da Otranto‘ya gitmekte idi.

  1. Wat Tyler(d. 4 Ocak1341 – ö. 15 Haziran 1381İngiliz devrimci liderlerinden.. İngiltere‘de feodalizme karşı mücadelede yer almış, reformlara önayak olmuş ve sonunda Londra belediye başkanının kılıç darbesiyle öldürülmştür.Ölümünün duyulması üzerine toplanan kalabalığa sözler veren İngiliz kralı  II. Richard, öfkenin yatışması ve kalabalığın dağılmasından sonra verdiği sözleri tutmamıştır.
  2. Wounded Knee Katliamı,LakotaSiyuları ile Birleşik Devletler arasındaki son büyük çatışma. Güney Dakota‘da Pine Ridge Kızılderili Rezervasyonunda Wounded Knee Deresi (Lakotaca: Čhaŋkpé Ópi Wakpála) yakınlarında 29 Aralık 1890‘daki olaylarda 62’si kadın ve çocuk en az 153 Kızılderili (çoğu Minikonju 38 kişi de Hunkpapa Lakotası) öldürülmüştür.

Notlar sadece bir yol göstermesi için wikipedia’dan alınmıştır.

Yararlanılan kaynaklar:

http://www.cnnturk.com/haber/kultur-sanat/kitap/yarim-kalmis-bir-sarki-bobby-sands-ira-ve-aclik-grevi

http://t24.com.tr/yazarlar/sibel-yerdeniz/60-gun,5859

http://www.insanokur.org/bobby-sands-sair-ve-devrimci/

Not: Yazı için okuma yaparken aynı şiiri Mahir Ergun’un çevirisiyle de okuma şansını yakaladım. İlgilenenler için..

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr