Canımızı Yaktınız Sarayınız da Yanacak

Canımızı Yaktınız Sarayınız da Yanacak

EKİN BALTAŞ | O meydanda düşenler, sizlere uzun şiirler yazabilmek isterdim. Havada asılı kalan gülüşlerinize ağıtlar. Ama vakit yok. Büyük bir hesap defteri var önümüzde. Artık yaşamanın anlamı zalimlerin adına bir çizik atıp o defteri kapatmaktır biz kalanlara.

canimizi-yaktiniz-sarayiniz-da- yanacak
Ekin Baltaş

Günler oldu.

Günler bitti.

Günler geçti.

Ne desem, ne yazsam bilemiyorum. Hangi kelime karşılar bunları.

Bizi paramparça ettiniz.

Hayallerimizi, umutlarımızı, hislerimizi, sevdiklerimizi, paramparça ettiniz.

Ankara’da değildim, vücudumda hissettim. Canım yanıyor, diyecek bir şey bulamıyorum. Gidenlerin fotoğrafları düşüyor önüme, yüzlerine bakamıyorum.

Bizi mahvettiniz. MAHVETTİNİZ diyorum.

Ankarayı çok severdi bir sevdiğim, oradan döndü. Kan içinde. Bir gün birlikte gidecektik. Bizden gençliğimizi çaldınız. Bizden planlarımızı, düşlerimizi, iyiliklerimizi çaldınız.

Çok acı çekiyorum ama sağ dönenlere sarılıp susuyorum. Hakkım yok diyorum tek kelime etmeye.  Aramıza koskocaman bir acılar hiyerarşisi soktunuz. Hangimiz hangimizin elinden tutup kaldıracak bilmiyoruz. Biz o meydanda düşenlerle düştük. İnsanlığa dair tüm güzellikler 10 ekim sabahı saat 10’da düştü sanki elimizden diyorum.

Yerlerden hangi birini toplayalım şimdi. 9 ekim gecesi “intihar mı etsem bir toplum polisi mi öldürsem yoksa” yazmıştım. Şimdi o günün gecesine dönmeyi her gece diliyorum. Benim yerime öldüler diyorum. Tüm o güzel insanlar, ben o otobüse binseydim, belki ben de diyorum. Susuyorum. Kalmak ne zormuş ardınızdan diyorum, Dijle’nin güzel yüzüne bakıp. Bu bir inanç, bu bir ideoloji, bu basit bir devlet zihniyeti değil artık.

Adalet bakanı diyorlar adına, saygı görüyor, koltuğu var, makamı, onlarca koruması. Gülüyor. Acımız karşısında gülüyor. Cumhurbaşkanı diyorlar, partisi var, islami faşizm diyorlar. Ben artık ekranlarda yalnızca iyilerle kötülerin savaşını görebiliyorum.

Yok, kalbim yetmeyecek bunca acıya, ben bu vapurda oturup bunları yazıyorum, yoldaşlarım toprak altında. Yoldaşlarım kayıp. Yoldaşlarım paramparça.

Elimden slogan atmak geliyor. Ağlamak, bağırmak, küfretmek her şeye. Ya da küle çevirmek tüm dünyayı. Öyle öfkeliyim ki, çığlık atarsam eğer burası yanar diyorum, içimdeki acı çok büyük, yakar geçer her şeyi.

Ali Kitapçı’nın cenaze fotoğraflarını görüyorum. Sevdiğini toprak altına dimdik yollayan o kadının yüzü gözümün önünde. Emel. Yumruğu sıkılı. Mızrak gibi gökyüzünde. O yumruk ki, yılmak yok diyor her birimize, o yumruk ki en doğrudan tehdit saraydakilere.

Sonra diyorum ki, böyle hissetmeye hakkımız yok. O kadın böyle dimdik böyle onurlu duruyorsa zulüm karşısında, vaktimiz yok. Ya özgürlük, ya ölüm.

Dilan’ın babası diyorsa kocaman gülümseyen kızına “yoldaşım yoldaşlara selam söyle” diye, bizim depresyonla, delirmekle kaybedecek vaktimiz yok diyorum kendime. Artık delirmek lüks bizim için. Eve kapanıp acı çekmek lüks.

Dimdik duracağız. Öldürerek bitmiyoruz ulan işte, gözlerine sokacağız diyorum.

Kafamı kaldırıyorum, ıssız bir çatının üzerinde üç kumru görüyorum. Hava soğuk, birbirlerine sokuluyorlar. Birbirlerini ısıtıyorlar. Gülümsüyorum.

Böyle olacağız işte diyorum, böyle yaşayacağız. Birbirimize tutunacağız.

O meydanda düşenler, sizlere uzun şiirler yazabilmek isterdim. Havada asılı kalan gülüşlerinize ağıtlar. Ama vakit yok. Büyük bir hesap defteri var önümüzde. Artık yaşamanın anlamı zalimlerin adına bir çizik atıp o defteri kapatmaktır biz kalanlara.

Çok canımız yandı diyorum.

Çok canımız yandı.

Yemin ediyorum.

İktidarınız

Gücünüz

Koltuklarınız

Şanınız

Şöhretiniz

Ve o sarayınız da

YANACAK.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr