Charlie Hebdo ve Yoksul Müslüman Kitlelerin Ortak Talebi  Var

Charlie Hebdo ve Yoksul Müslüman Kitlelerin Ortak Talebi Var

İbrahim Devrim
İbrahim Devrim

Charlie Hebdo katliamı sonrası, ifade özgürlüğü ve benzer konular üzerine tartışmalar yoğunlaştı. Uzunca bir süre devam edecek gibi görünen bu tartışmalar doğal olarak Avrupa merkezli başladı. İslam ülkelerinde de bu konular tartışılıyor ve dünyanın büyük bir bölümünde kitleler içerisinde etkili oluyor. Charlie Hebdo katliamı kitlelerin bilincinde öyle ya da böyle bir değişikliğe neden oldu. Tartışmaların gidişatına bakılırsa değişikliğe neden olmaya devam da edecek.

Avrupa’da ve İslam ülkelerinde tartışmalar, kaygılar ve kitlelerin bilinci birbirinden farklı. Avrupa’da güvenlik endişesi Charlie Hebdo katliamının ardından büyüdü. Müslümanlara karşı güvensizlik ve islamofobi artıyor. Irkçı partiler göçmen işçilerin büyük kısmının müslüman olmasından hareketle katliamın ardından ortaya çıkan bu durumu kullanıp düşmanlığı körüklüyor. Bir yandan göçmen işçiler en çok sömürülen kesim haline getirilmiş ve bunun devamı sağlanıyor. Öte taraftan, bu ucuz emek gücü gerekçe gösterilerek Avrupa işçi sınıfının kazanılmış hakları gasp ediyor. İşçilerin farklı kesimleri dini, kültürel ve etnik farklılıklar kullanılarak bölünüyor. İslamofobiye karşı Avrupa’da başka bir nedenle değil işçi sınıfını böldüğü için mücadele edilmesi gerekiyor.

Müslüman işçilerin içerisinde faaliyet gösteren ve istihbarat örgütleri tarafından yönetilen El Kaide, ID (eski adıyla Işid) gibi akımlar islamofobinin bizzat yaratıcısı ve Avrupa’nın faşistleri gibi onlar da bu korku ve nefretten besleniyorlar. Müslüman kitlelerin yaşadıkları kötü koşullar nedeniyle iktidara karşı duydukları öfkeyi Charlie Hebdo gibi hedeflere yönlendiriyorlar. Aslında iktidar ile çatışma yaşayan Müslüman işçiler ve muhalif bir grup olarak Charlie Hebdo’nun mücadeleleri kesişiyor. Ortak taleplere sahipler. Yoksul Müslüman işçilerin öfkesinin iktidara yönelmesi gerekirken El Kaide, ID gibi iktidarın ajanı örgütler tarafından bu öfke iktidar ile çatışma yaşayan veya iktidarın hedefi olan kesimlere yönlendiriliyor. Fransa ve ABD’nin yıllardır yapmaya çalıştığı gibi, Suriye’ye Esad’ı devirip şeriat getirmeye giden kardeşlerin sonrasında Fransa’ya dönüp Charlie Hebdo katliamını gerçekleştirmesi bunun bir örneği.

Diğer taraftan, Avrupa’daki faşist partilerin İslam ülkelerindeki ideolojik ikizleri, İslama hakaret tartışması üzerinden zaten çok kısıtlı olan ifade özgürlüğünü daraltmaya yönelik baskılarını artırıyor. Avrupa’da islamofobiyi eleştirip kendi ülkesinde kendi dininin ve mezhebinin kurallarına göre hareket etmeyenlere yaşam alanı tanımıyor. Mesela, THY kalem müdürünün tapelerinden Hristiyanları öldürecekse Nijerya’ya silah taşımanın kendisi için normal olduğu, Müslümanları öldürecekse vebal altında kaldığı anlaşılıyor. Hiç tanımadığı insanların ölmesi, bu insanların yaşları, neden öldürülecekleri hiç sorun değil. Onun için sorun bu insanların Müslüman olup olmaması. Ne yazık ki Türkiye’nin çoğunluğu bu bilince sahip, Türkiye’de normal olan anlayış bu. Böyle bir anlayışa karşı  fobi duyulması islamofobiklik ise bunun, Avrupa’dakinden farklı bir islamofobi kavramı olduğu kesin.

Her iki coğrafyada da sömürülenler bölünüyor. Bir ülkede İslam adına faşist politikalar uygulanırken diğer ülkede islamofobi propogandasıyla ırkçılık yapılabiliyor. İkiyüzlülük burjuvazi ve burjuva politikacıları için evrensel. Hal böyleyken Paris’te aralarında fazlaca katliam sanığı bulunan devlet başkanlarının kol kola yürümesine şaşırmamak gerek. Netanyahu, Bahreyn Dışişleri Bakanı ve Davutoğlu’nun ifade özgürlüğünü savunmak için yürüyor olmaları gülünç. Suudi Arabistan’da Raif Bedevi İslama hakaret ettiği için 1000 kırbaç cezasını çekmeyi beklediği sıralarda Suudi Arabistan büyükelçisi ile Ukrayna’da binlerce sivilin ölümünden sorumlu Ukrayna oligarkı Poreshenko ifade özgürlüğü için kol kola yürüyor. İfade özgürlüğü için yürüyen Davutoğlu döner dönmez Cumhuriyet gazetesi yazarlarına yönelik linç kampanyasına katılıyor.

Charlie miyiz?

Çeçenistan’da, Nijerya’da, Türkiye’de ‘Biz Charlie değiliz’ sloganıyla protesto gösterileri düzenlendi. İfade özgürlüğünü savunmak için kimse Charlie olmak durumda değil. Diğer taraftan Charlie Hebdo’yu savunmadan Müslümanların Avrupa’da karşılaştığı faşist saldırılara karşı çıkmak da samimi değil. Kutsal denilen şey herkes için farklı. Buradan yola çıkınca ifadeye yasak koymanın bir sınırı yok. Ayrıca ifadeye en büyük yasaklar kutsallık adı altında konuluyor. İslamiyet adına gerçekleştirilen katliamlar tahrik ve hakaret gerekçesiyle meşrulaştıralmaz. Bu şekilde meşrulaştırılırsa Avrupa’da Müslümanların karşılaştığı saldırılar da aynı şekilde meşrulaştırılabilir ki egemenlerin yaptığı tam da bu. Papa gibi, Erdoğan gibi bu şekilde meşrulaştırma gayretinde olanlar aslında bunu ideolojik mevzilerini güçlendirmek için yapıyorlar. Charlie Hebdo katliamı sonrası tartışmaların fazla ileri gitmeye başladığını, kitlelerin hareketlerinin hoşlarına gitmeyen bazı değişikliklere yol açabileceğini düşünmüş olacaklar ki açıklama yapma ihtiyacı duydular. Dine hakaret gerekçesiyle yapılan kitlesel gösterilerin ve açıklamaların çoğunun amacı, Charlie Hebdo katliamının kitlelerin bilincinde değişiklik yaratmasından duyulan endişe. Katliam sonrası tartışmaların kitleler üzerindeki etkisini azaltmak ve kitle hareketini kontrol altına almak istiyorlar. Kitleler Papa gibi liderlerin yönlendirmesiyle sınıf mücaledelesi dışındaki kavga alanlarına itiliyor.

Komploların arkasında kimler olduğunu anlamak için kimlere çıkar sağladığına bakmak gerekir. Fakat, komploları kurgulayanların hesaplarının büyük kitle seferberlikleri ortaya çıktığında tutmadığını da unutmamak gerekiyor. Charlie Hebdo katliamı neredeyse bütün dünyanın gündemi oldu. Katliam sonrası kitlesel hareketler nasıl bir değişime yol açacak? Neye, kime hizmet etmiş olacak? Bunları şimdiden bilmek mümkün değil ama bu kitle seferberliklerinin işçilerin, yoksul halk kesimlerinin lehine sonuçlanması ve kavganın sınıf mücadelesi sınırları içerisinde kalması için mücadele etmenin sonucu değiştireceğini biliyoruz.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr

Leave a Comment