Çiçek Tozu

Çiçek Tozu

Doğukan Ünlü | Ardından bize bıraktıklarına bağlı kalacağız. “Ölüm Yiyenlere” karşı hem gülecek, hem savaşacağız.

En sonda söylemem gerekeni ilk başta söyleyeyim hemen; size bir “efsaneyi” bir “kahramanı” anlatmayacağım. Öyle değildi de zaten. O’da böyle anlatılmak istemezdi. 23 yaşında, hayalleri, çelişkileri, yanlışları, doğruları ve en çok kahkahaları olan birini anlatabilirim en fazla. Tıpkı Kobane’nin Paramaz’ının dediği gibi yaşadı:

“Sıradan bir genç olarak, sıradan çelişkilerden dolayı, sadece bir tercihte bulundu”

Küçüklüğümüzden beri Polen’le en çok Harry Potter serilerini okumayı sevdik. Büyüdük ara ara açtık yine okuduk. Belki bir yerlerde gerçekten yaşanmıştır bunlar diye düşündük. İnsanlara acı ve ölümden başka bir şey sunmayan “Voldemort” ve “Ölüm Yiyenlere” karşı savaşanlara özendik hep. Büyüyünce de kendi dünyamızda kötülere karşı savaşan iyilerden olacaktık. Belki en iyisi olamayacaktık ama yine de onlardan “biri” olacaktık. O bunu başardı.

Paylaşmayı sevdi hep. Yalnızca parayı paylaşmaktan söz etmiyorum. Parayı paylaşmak kolaydı, O ne varsa elinde paylaştı. Kimi zaman bu Radiohead’ın Creep şarkısı oldu, kimi zaman “How I Met Your Mother” dizisi, kimi zaman da bir şiir. En sevdiğim yanlarından birisiydi. Babam yakalamasın diye akşamları benim odama gelip sigara içerken paylaşırdı sermayesini. Birde aklına takılanları sorardı. Kendimizce değerlendirmelerimizden sonra ya o düşünmek için odasına çekilirdi ya da açıp bir film izlerdik.

Bilinsin; Suruç, O’nun ilk durağı değildi. Yasaklı 1 Mayıslardan, Gezi ayaklanmasına, üniversite eylemlerinden, işçi grevlerine bir çok yere ayak bastı da yürüdü. Yeri geldi korktu, yeri geldi yavaşlayıp nefes aldı. Ama yürüdü. Ne kendini ne de çevresindekileri hiç kandırmadı. Tarihe yanlış not düşülmesin diye de belirteyim; “çiçek çocuk” filan hiç değildi. Okulda özel güvenliğin, İstiklal Caddesi’nde eşini tokatlayan erkeğin, Taksim Meydanı’ında grevdeki bir işçiyi gözaltına almaya çalışan polisin üstünde de var “ayak izi”. Ölüm Yiyenler karşısında doğru olduğuna inandığı ne varsa yaptı.

Polen gittikten sonra, doğan bebeklere ismi verildi, tanımadığımız kişiler açtıkları dükkanlarına onun adını verdiler. O zaman, onun sayesinde tanıştığım Harry Potter serileri geldi aklıma. Orada da iyilerden biri gidince kalanlar çocuklarına onun ismini veriyorlardı. Polen’in o kitapta bir yeri olduğunu anladım. Oradaki bir karakterdi benim için: Fred Weasley. Baş karakter değildi. Ama o kitapta ikimizin de en çok sevdiği karakterdi. Komikti, kimilerinin çok büyük sorun ettiği şeylerle dalga geçerdi. Tıpkı O’nun gibi gülerek savaştı ve gitti.

Ardından bize bıraktıklarına bağlı kalacağız. “Ölüm Yiyenlere” karşı hem gülecek, hem  savaşacağız. En sevdiği şairin dediği gibi;

“kalbimiz

yerin ve göğün alt edilmez bir dirilikte olduğu

tutkumuz, direnmemiz, ellerimiz, kalbimiz.

kalbimiz

kalbimiz hızla gelişecek.” (Turgut Uyar)

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr