Devrim Günü

Devrim Günü

CANSU YUMUŞAK | Gözlerini gördüğü ile akıllarının tarttığı bir olunca insanların, biz o gün barışacağız birbirimizle. Sonra ise; hep beraber sürdürülecek, hiç bitmeyecek bir direniş başlayacak zulme karşı. Hiç anlamamış ve hiç anlamayacak olan zalim yürekler, o zaman titreyecekler.

devrim-gunu
Cansu Yumuşak

Önce yürekte, yankısı hiç dinmeyecek başka bir yüreğe gerçekten çarptığında hatta, beklemeden büyüyecek derin bir “Ah!”a yer açmak gerek. Başka türlü olmayacak.

Ah!, bize Madak’tan emanet, Madak’a da kadın tarihinin türlü acılarından. Ah!, her soluğumuzun gizli nağmesi.

Ah! ile solumadan, nasıl düşüneceğim Diyarbakır mitinginde kolsuz bacaksız kalan insanların arasından izdiham etmeden çıkan, ambulansa yol açacak kadar katliam tecrübesi olan insanları? Ya da Suruç’ta, tüm aracıları kaldırarak birbirimize çıplak elimizle, çıplak yüreğimizle dokunmaya gittiğimiz o geleceğe açılan kapının kıyısında, aramızda patlayan adamın benden, bizden kopardığı onca dost gülüşünü, onca umudu, hayali, sevdiğimin kollarımda Ah! eden, inleyen kanlı bedenini, hiçbiri bir dakika önceki haline benzemeyen, bedenlerine yangın karası çalınmış, duman içindeki yoldaşlarımı nasıl anacağım? Orada bıraktığım, polisin el koyduğu çiçekli elbisemi aldığım pazarı kaldırdılar artık. Benden yaşlı kameram polisin elinde, içindeki son karede, son kez gülen iki yüz var, o karenin hasretini Ah! demeden nasıl duyacağım içimde? Eşyalarımız “delil”miş; yakalayıp adalete teslim ettikleri, adını bin yıl yaşasam da unutmayacağım adamın işlediği insanlık suçunun deliliymiş o resim. Alper’in cebinde 10 lira vardı. Biliyorum, çünkü para üstü verdim ona, ellerimle saydım, verdim. Ceplerinden para falan çıkmadı diyor polis. Alper’in ailesine götürüp vermek isterdim o 10 lirayı, ailesi unutmuş Alper’i, adını dahi istemiyor. “10 liraya ne alınır?” diye düşünüyorum. Nasıl bir zulüm o kadarcık bir anıyı saklar geride kalmanın acısıyla yanan bizlerden? Sonra Ankara geliyor, tam “Umut” diye bir yazıya başlayacakken ben, art arda iki bomba patlıyor, ardından gelen anlar-anlamaz tepkiler, “İnsan bencildir” temalı dersler, bir futbol stadını dolduran zulüm ve hepsi birbirinden farklı Ah!’lar olan “İyi ki…”ler… “İyi ki kurtuldun, iyi ki yaralandın sadece, iyi ki orada değildin, iyi ki yetişememişsin…”

Doluyor Ah!’larım boğazıma, yutkunamıyorum. Yanında refakatçi kaldığım, hiç tanımadığım kadının çantasından kan izleri ve et parçalarını siliyorum. Yutkunamıyorum; bir gün önce hayatta kalsın diye kan istediğim adamın cenazesi kalkacak Ankara’dan. Yutkunamıyorum; gülüyorlar ekranlarda, sokaklarda. Yutkunamıyorum; çok ağır bir yük var, asılı boynumda, sırtımda.

Barışmak istiyorlardı. 10 Ekim sabahı, hayatımın en acı dilbilgisi dersini aldım ben: Barışmak, işteş bir eylemdi. Ölüme bile üzülemez bir hale gelen insanlarla aramızdaki onca bilgi kirliliğini silip nasıl konuşacağız? Konuşmadan nasıl barışacağız?

Eğer Ah!’lar bir solukluk yer açıyorsa acıyan ciğerimde, o zaman o Ah!’lara borcumdur: Barış, bir yanı kan, bir yanı hüsran olan bir sınırda da olsa, ülkenin ortasında bir meydanda da olsa, bir namlunun ucunda veya tetiğin ardında da olsa, gidip onu alacağım. Affetmenin aklımda da kalbimde de zerre yeri yok. Öfkemi anlatacağım, yarım umudumu tamamlayacağım, acımı paylaşmayı öğreteceğim insanlara; onları acılarını paylaştığıma ikna edeceğim. Kendi sözlerimle, kendi dudaklarımdan ağıtlar yakacağım herkesin acısı için; and olsun birbirine karışacak hepsi. Ancak o zaman öfkemiz ortaklaşacak. Ancak o zaman asıl düşman görünür olacak. Gözlerini gördüğü ile akıllarının tarttığı bir olunca insanların, biz o gün barışacağız birbirimizle. Sonra ise; hep beraber sürdürülecek, hiç bitmeyecek bir direniş başlayacak zulme karşı. Hiç anlamamış ve hiç anlamayacak olan zalim yürekler, o zaman titreyecekler. Diyarbakır’da “Ambulans hevalno!” anonsu, Suruç’ta “Yoldaşlarımızı öldürdüler!” feryadı, Ankara’da “Biz iyiyiz, bizde bir şey yok, herkes öldü ama!” diye açılan telefonlar bir daha hiç yaşanmayacak. Alper’in 10 lirası, kendi sigara parası olacak. Kameramda gülüşler birikecek ülkenin ve dünyanın dört bir köşesinden.

Çiçekli elbisemi devrim günü giyeceğim, yeniden.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr