Dilek Doğan için; Hepimiz Bir Kurşunla Birer #hastag’e Dönüşebiliriz

Dilek Doğan için; Hepimiz Bir Kurşunla Birer #hastag’e Dönüşebiliriz

DENİZ GÜLEÇ | Tüm yolların çöle çıktığı zamanda Hüseyin olmak, herkesin sustuğu zamandan konuşmak ve Dilek’in suretinde apaçık okunan özgürlük türküsünü söylemek üzere kaldık.

“Kalanlar ölenler için şiir yazar”

Geçtiğimiz yıl ABD’yi derinden sarsan siyah isyanı günlerinden siyahi bir direnişçinin açtığı döviz yeryüzünde devlet zorbalığına karşı adalet arayan tüm insanların ortak yazgısını ele veriyordu;

Truth is… We are all one bullet away from being a #hastag

 

Ortak gerçeğimizdir artık, siyahi, Alevi, Kürt, kadın veya işçi hepimiz bir kurşunla birer #hastag’e dönüşebiliriz…

İsimleri hastag’e dönüşmeden önce hiç tanımadığımız, isimlerini bilmediğimiz yüzlerce insanın yüzleri hafızalarımıza kazınırken, isimleri artık birer, onar yüzer olarak yazılırken yan yana, katliam ve infaz günlerinden birinde tanıdık Dilek Doğan’ı.

Dilek, Sarıyer’in direniş ve isyan geleneği ile tanınmış, yüzlerce devrimciyi coğrafyamıza armağan etmiş Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı evde 18 Ekim günü polis tarafından vuruldu. Dilek’in evini basan polis, kapıyı onlara açan genç kadını vurdu. Aldığı kurşun yarasıyla yerek yığılan Dilek’i ailesi kucaklayıp hastaneye yetiştirirken, ‘aramaya’ yapmaya geldikleri evden kaçarcasına uzaklaştılar.

25 Ekim’de Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşama gözlerini yuman Dilek Doğan iki gün sonra memleketi Maraş’ta toprağa verildi. Öldürüldüğünde 25 yaşındaydı Dilek…

Onun yaşama tutunması için gökyüzüne uçurulan dilek fenerlerinin sıcak nefesi, Dilek’in sıcak nefesine karıştı. Aynı hastane Berkin Elvan için tutulan uzun yaşam nöbetine de tanıklık etmiş, Berkin de son sıcak nefesini aynı yerde vermişti.

Evini basan ve “canlı bomba” aradıklarını söyleyen polisler tarafından, bir anlatıma göre polislere “Ayakkabı ile girmeyin” dediği sırada vurulan Dilek’in kimliğinde karşılık bulan anlam, meselenin devletin Dileklere olan düşmanlığının da özetini verir.

Alevi ve Kürt bir aile oldukları için kardeşinin vurulduğunu nefes nefese anlatan ağabeyinin anlatımları beleklere kazınırken, Dilek’in yaşamdan koparılmasından sonra tüm tarihsel yazgılarını bir solukta anlatan annesinin sözleri meselenin derin kesiklerini ifade eder;

“Biz Maraş’tan ölümden kaçıp buraya geldik, evladımızı dizimizin dibinde öldürdüler”

Maraş Katliamı’ndan sonra canlarını zor kurtarıp, bir dam bulup yaşama İstanbul’un emekçi mahallelerinden birinde yeniden başlayan Alevi-Kürt bir ailenin kapısını çalan ölüm mangaları, Dilek Doğan’ın henüz kendisi doğmadan çizilmiş olan yazgısıdır.

Dilek’te karşılık bulan Alevi, Kürt, Devrimci, Kadın ve emekçi kimliği devletin, iktidarın tüm ölüm ve zulüm kapılarını zorlayan büyükl bir ittifakı da içerdiği için kimliklerinde ısrar ettiği için, kendini inkar etmediği, mücadelede sebat, örgütlü yaşamda karar ettiği için de Dilek Doğan devletin hedefi olmuştur.

Suruç’ta, Ankara’da devletin can verdiği bombaların katliam saçtığı günlerde, Armutlu’da bir emekçi evinde kapıya dayanıp “canlı bomba” arıyorum diyen katliamcı polislerin bir genç kadını göz göre göre ailesinin aynında öldürecek pervasızlığa ulaşaması iktidarın yenilenmiş iç savaş kodlarından ileri geliyor.

Gezi parantezi” diye ifade ettikleri sürecin Kobane ile birleştiği, coğrafyanın tümünün yeni bir yaşam aradığı zamanı boğmak için devletin başlattığı iç savaş rejimininin kanlı baskınlarından biridir Armutlu’da patlayan silah, bu anlamda Cizre’de, Silvan’da, Gever’de kendi evlerinde, kapılarının önünde öldürülen yaşlı, çocuk, kadın genç her bir cana yönelen namluyla aynıdır.

Küçükarmutlu’da panzer altında kalarak can veren Sevcan Yavuz ile Cizre’de 12 yaşında öldürülen Cemile Çağırga’nın yazgısının ortaklığı durdukları namlunun ucundan fazlasıdır.

Maraşlı Alevi ve Kürt bir emekçi ailenin 25 yaşındaki kızı Dilek Doğan’ın Küçükarmutlu Mahallesi’nde evinde polis tarafından öldürülmesi, ölümü sonrasında devletin medyası tarafından başlatılan “canlı bomba araması” yalan kampanyası, konuyla ilgili açılan soruşturmada alınan gizlilik kararı ve hastag’lerde biriken genç suretlerin ağırlığı… Yazgıyı değiştirmek için göze alınan büyük bedel, cüretkar ifade, ortaya konan uzun ve sabırlı diretmişlik.

Dilek Doğan’ın ve diğer yitirdiğimiz yüzlerce, binlerce canımızın önce birer #hastag’e ardından hüzünlü bir fotoğrafa, afişlere, sloganlara dönüşen isimlerini, düşlerini, mücadele ve öfkelerini üstlenmek gereken bir zamanın içinde kaldık bizler.

Bizler ölmediğimiz sürece ölenlere şiir, kalanlara omuz, gidenler için hafıza, katilleri için korku olmak üzere kaldık.

Bizler Dilek’in sıcacık nefesinden büyük fenerler yapmak, adaletsizliğin kol gezdiği coğrafyada bir adalet olmak üzere kaldık.

Tüm yolların çöle çıktığı zamanda Hüseyin olmak, herkesin sustuğu zamandan konuşmak ve Dilek’in suretinde apaçık okunan özgürlük türküsünü söylemek üzere kaldık.

Şimdi toparlanın hiç bir yere gitmiyoruz.

Son söz yerine;

Hasan Ferit’in dedesi Hasan Ferit’İn dedesi, #DilekDoğan için mektup yazmış ve demiş…

“Demir olsak çürürdük, toprak olduk da dayanıyoruz”

 

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr