#DilekDoğan, unuttun mu? Berkin’e verilmiş sözümüz var!

#DilekDoğan, unuttun mu? Berkin’e verilmiş sözümüz var!

ÜMİT AĞGÜL | Okmeydanı Hastanesi bu defa da acının ve öfkenin yanında, umuda ve direnişe mekân oluyor. Tarih bir kere daha buna tanıklık ediyor.

Dilek Doğan, faşizme karşı, devlete karşı direniyor!

Masumiyeti ile direniyor!

dilek-dogan-unuttunmu-berkine-verilmis-sozumuz-var
Ümit Ağgü

Belleğimize kazınmış bir acıyı hatırlatır, Okmeydanı Hastanesi. Berkin’in 269 günlük direnişinin, tarihe mal olmuş mekânıdır. Bu hastane 11 Mart 2014 tarihi ile hatırlanır, milyonlar tarafından. Çocukları öldürmekle nam salmış bir devlete karşı, öfkenin ve isyanın çığlıkları ile 11 Mart’ta bu yüzden sarsılmıştı, Okmeydanı ve hastanesi.

16 kiloluk bir beden, omuzların üstünde taşınır ve gökyüzündeki kuşları son kez izlerken, hepimiz için özgür bir geleceğin ne kadar acil bir sorun olduğunun da habercisi olmuştu. Umudun neden örgütlenmesi gerektiğini, zalimlerin neden alaşağı edilmesi gerektiğini kızıl bayraklarla sarılmış tabutundan duyurmuştu, bize, geride kalanlara.

Kimileri bu çağrıyı duyarak harekete geçmişti. Kimileriyse, derin bir hüznün ele geçirdiği yürekleri ile baş başa kalmak istemişti. Geride kalanlar nasıl bir tercih yapmış olursa olsunlar, her hâlükârda Okmeydanı ve hastanesi, Berkin dolanımıyla hüznün, öfkenin ve mücadelenin mekânlarından biri olarak anımsanmaya vesile olmuştu.

Devrimcilerin algılarında lanetlenmiş bir yeri çağrıştıran Okmeydanı Hastanesi, 18 Ekim 2015 tarihi ile birlikte, kurduğumuz cümleler arasında yeniden sevimsizce yer aldı. Yeniden telaffuz edilmeye başlandı. Berkin’i başından vuranlar, bu defa da yargısız infazın yeni bir örneği ile Dilek Doğan’ı göğsünden vurdu. Hem de kendi evinde ve ailesinin gözleri önünde. Hem de ‘terörle mücadele’ adına. Hem de ‘canlı bomba’ şüphesi ile.

Berkin için “polise sapanla demir bilyeler attı” yalanını üretenler, Günay Özarslan için “polisle çatışma sonucu öldürüldü” diyenler, Ankara Katliamı için “kendi kendilerini patlattılar” sözü ile çirkefliklerini sergileyenler, hiç zaman kaybetmeden Dilek Doğan için de “onu abisi vurdu” açıklamasında bulundular.

Elbette ki devletin, iktidarın ve egemenlerin bu beyhude çabaları ve uğraşları ile gerçekler değişmeyecektir. Gerçek değişmediği gibi, iktidarın sergilediği tutum ve ezberlediği yaklaşım da değişmeyecektir. Ve devrimcilerin, Okmeydanı Hastanesi önündeki hüzünlü bekleyişleri de. Polisin hastaneyi abluka altına alışı da. Direniş ve sahiplenme değişmediği gibi faşizm de değişmiyor. Hatta faşizm sıradanlaşarak, iktidar eliyle gündelik hayata zerk ediliyor. Resmi faşizme sivil kontenjandan dâhil olmak isteyenlerin çokluğu, devletin insanlık dışı muamelelerinin artmasına ve onaylanmasını kolaylaştırıyor.

Bundan güç alan polis, böylece Dilek Doğan’ı hiç çekinmeden vuruyor ve O, Okmeydanı Hastanesi’nde yaşam mücadelesi veriyor. Durumu ağır. Ailesi, yoldaşları, dostları ve onunla tanışıklığı olmamış fakat aynı düşü, özlemi ve kavgayı paylaşan insanlar, endişeli bir bekleyiş içinde. Diğer yandan bu bekleyişe, hastane içinde ve dışında polis de eşlik ediyor. TOMA’ları, akrepleri ve gaz maskeleriyle…

Dilek Doğan’ı vuranların, onun ailesini, yoldaşlarını ve dostlarını yıldırmak ve onları baskı altında tutmak için orada olmasına şaşmalı mı? Bilinir ki, iktidar güçleri halkın gösterdiği duyarlılıktan pek bir rahatsız olurlar. Budur, iktidarın polis aracılığı ile gözdağı vermek istemesinin sebebi. Devrimci dayanışmanın filizlenmesinden ürküyorlar. Sürekliliği sağlanmış bir gerilim ortamı yaratarak, insanları sindireceklerini sanıyorlar. İktidarın kolluk güçleri, faşizmin devamlılığı için, yine Okmeydanı Hastanesi’ni mesken tutuyor. Tahammül edemiyorlar insanların acılarını yaşamalarına. Zira motorları maviliklere süreceğimiz günlerin harcı, bu acılar ile yoğruluyor. Korkuları bundandır, silahlarındaki resmi mermilerinden güç alan halk düşmanlarının…

Ama unutuyorlar.

Bizim Berkin’e sözümüz var. Roboski’ye, Soma’ya sözümüz var bizim. Suruç’a sözümüz. Ankara’ya sözümüz var. Paramaz’a, Aziz’e, Haci Lokman’a sözümüz…

Okmeydanı Hastanesi bu defa da acının ve öfkenin yanında, umuda ve direnişe mekân oluyor. Tarih bir kere daha buna tanıklık ediyor.

Dilek Doğan, faşizme karşı, devlete karşı direniyor!

Masumiyeti ile direniyor!

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr