Filistin’de Mekânsal El Koyma ve Direniş Stratejileri Üzerine

Filistin’de Mekânsal El Koyma ve Direniş Stratejileri Üzerine

AHMAD BARCLAY & DENA QADDUMİ | Bazı eylemler medyada ve mahkemelerde fiziksel olarak Filistinlerin alandaki haklarını ve aynı zamanda İsrail’in toprak üzerindeki cevabını yeniden öne sürüyor. Mekânsal direniş proaktif bir enerji olarak sahnelendiğinde yeni bir koşul yaratılıyor. Filistin’in bir alan olarak İsrail sömürgeciliği tarafından kalıcı olarak parçalandığı ya da tamamen kaybedildiği varsayımlarına doğrudan meydan okuyor.

filistinde-mekansal-el-koyma-ve-direnis-stratejileri-uzerine
Ahmad Barclay, Dena Qaddumi
Çeviri: İbrahim Devrim

11 Ocak 2013’de Bab El-Şems (“Güneşin Kapısı”) kasabasının kurulması, Filistin’deki mekânsal direnişin örüntülerin oluşumunda yeni bir evrimi temsil etti. Buna karşın, İsrail devletinin cevabı – kuruluşundan 2 gün sonra kasabanın tahliye ettirilmesi – olağandışı olmadı; beklendiği gibi tarihsel Filistin coğrafyasında, İsrail’in sömürgeleştirme uygulamalarına devam vurgulandı. Basında başlangıçta çıkan haberlerde Bab El-Şems, İsrailli yerleşimcilerin illegal ileri karakollar kurma ve böylelikle “toprak temelli gerçekler” yaratma taktiklerinin yansıtması (karşı taklidi) olarak tasvir edildi. Bu karşılaştırma temelsiz olmamakla beraber Filistin’de mekânsal el koymanın ve işleyen direnişin koşullarının daha geniş test edilmesini gerektiren, eylemleri politik olarak bağlamlaştıramadı.

bab-el-sems-in-kurulusu
Bab El-Şems’in Kuruluşu
Bab El-Şems'in Tahliyesi
Bab El-Şems’in Tahliyesi

Mekânsal Sömürgeleştirme Üzerine

Siyonist sömürgeleştirmenin bir sonucu olarak Filistin’de manzaranın dönüşümü 1900’lerin başından itibaren çok iyi kayıt altına alındı. 1948 savaşından sonra ve Filistinli nüfusun %80’den fazlasının İsrail olacak bölgeden sürgün edilmesinden sonra dönüşüm büyütüldü. Bu dönüşüm hem kurma hem de silme pratiklerini gerektiriyordu. Yeni Yahudi toplulukları kuruldu ve bu topluluklar 1950 İsrail Ulusal Planı’na uyum içerisinde yeni devletin nufüsuna alındılar. Dolayısıyla terk edilmiş Filistin köyleri yerle bir edildi ve bu topraklara çam ormanları dikilmesi ile yok edildiler. Bu eylemler ‘sivil işgal’ yoluyla mekânsal el koymanın mantığına ve özünde bugüne kadar devam eden doğal manzaranın fiziksel dönüşümüne örnektir.

Gazze Şeridi ve Batı Şeria’nın 1967’de askeri olarak işgal edilmesi, sömürgeci İsrail tiyatrosunun genişlemesine olanak sağladı. Askeri işgal kısa sürede hükümetin sponsorluğundaki Yahudi yerleşimciler tarafından Ürdün Vadisi ve Doğu Küdüs’te sivil işgale evriltildi. Daha da ötesinde, Gus Emunim gibi dini yerleşimci gruplar ortaya çıktı, fethedilen yeni bölgeler boyunca Yahudi-İsrail yerleşimleri kurulmasını zorladılar.

İsrail yerleşimlerinin kurulması ve sürekli büyümeleri en başta sömürgeci mantığa boyun eğen ilk politik ve yasal sistemin simgesi oldu. Yeşil hat seçici bir biçimde belirlendi; bir taraftan ‘İsrail mülkü’ içerisinde sömürgeleştirmeyi meşrulaştırmak için ‘kutsal’ sınır iken diğer taraftan Filistin toprağı stratejik değerine bağlı olarak ‘işgal edilmiş’, ‘ihtilaflı’ ve ‘ilhak edilmiş’ gibi yasal tanımlar arasında salınıp durdu. İsrail ileri karakollarının yasallaştırılması doğrultusundaki son çaba – ilgili bütün uluslararası yasal otoriteler ve İsrail’in kendi yüksek mahkemesi tarafından yasadışı olarak değerlendirilmesine rağmen- bu gerçeğin göstergesidir. Bu kapsamda seçeneklerden sadece İsrail mahkemelerine başvurma hareketi, kanunsuz gerçeğin ‘normalleştirilmesi’ ve meşrulaştırılması etkisine sahip görünüyor.

Nasıra çevresindeki yerleşim alanları ve altyapı planlarının haritası (Ahmad Barclay)
Nasıra çevresindeki yerleşim alanları ve altyapı planlarının haritası (Ahmad Barclay)
ramallah-harita
Ramallah çevresindeki yerleşim alanları ve altyapı planlarının haritası (Ahmad Barclay)

Kentsel Denetim – Kudüs’ten Ramallah ve Nasıra’ya

Kentsel ölçekte mekânsal el koyma bölgenin demografisine, politik ve yasal statüsüne bağlı olarak özel biçimlere bürünüyor. Doğu Kudüs belki de bu alanın ‘Yahudileştirilmesi’nin en belirgin ve şiddetli görüldüğü yerdir. Yahudi ve Filistinli nüfus arasında 70/30 gibi bir demografik bölünme hedefi olan Kudüs Belediyesi tarafından ayrımcı imar düzenlemeleri, inşaat izinlerinin iptali, evlerin tahliyesi ve yıkımı, ikamet izinlerinin iptali ve fiili olarak tecrit duvarı ile belediye sınırlarının yeniden çizilmesi yoluyla tertipleniyor.

Nüfuz etmiş ‘Arap’ varlığını marjinalleştirirken Yahudilerin bölgedeki varlığının konsolide edilmesi saplantısı ile tarihi Filistin genelinde benzer pratikler uygulanıyor. Batı Şeria’da Filistinlilerin yaşadığı bölgeler, Oslo döneminin geçici çizgileriyle çevrelenen genişlemeleriyle ve İsrail yerleşimlerinin ve kapalı sayısız askeri bölgelerin inşasıyla Alan A ve B olarak sınırlandırılmış durumda. İsrail içerisinde, Filistin kentlerine ve köylerine toprağın sömürülmesi için yasal mekanizma tarafından uzun süredir tecavüze ediliyor. Bu arada İsrail’deki sözde ‘karışık kentlerde’ Kudüs’tekine benzer biçimde Filistinlilerin yoksullaştırıldığı ve dış göçe teşvik edildiği politikalar hayata geçiriliyor.

Beton Dökülene Kadar Filistin Alanı

Özellikle, devam eden İsrail askeri kontrolü ve doğal görünümün fiziksel dönüşümü artık toprağın kendisinin ‘Filistinliliğin (Palestinianness)’in yerine geçmek için yeterli olmadığını giderek daha fazla gösteriyor. Dolayısıyla, İsrail’in Batı Şeria’yı (öncesinde Gazze’yi) sömürgeleştirmesi ezici bir biçimde ‘toprakta temelli gerçekleri’ somut kılmıştır. Bu arada, Lifta kalıntılarını (Filistin Nakba’sındaki en ikonik kalıntılar) lüks konutlara ‘geliştirmek’ için yapılan trajikomik hamle Filistin geçmişinin hayaletlerinin yeniden ortaya çıkmasına karşı duyulan derin ve içe işlemiş korkunun kanıtı gibi görünüyor.

Mekânsal Direniş Üzerine

Tarihsel Filistin’in İsrail tarafından devam eden sömürgeleştirmesinin mekânsal açılardan zayıflatılması ve bozulması çabası içerisinde bireysel ve kolektif kurumlar merkezli bir dizi muhalif pratik ortaya çıktı. ‘Mekânsal direnişe’ dair bu pratikler İsrail’in imar rejimine meydan okumak için farklı yollardan hareket ediyor ve genel hatlarıyla dört halde kavramlaştırılabilir: mekânsal analiz, taraftarlık, kritik kurgu ve fiziksel müdahale. Bunlar şu şekilde özetlenebilir.

Mekânsal analiz, mevcut mekânsal gerçekliği ve bunu inşa eden ve koruyan mekânsal tahakküm mekanizmasının açığa çıkarılması için araştırmayı içerir.

Taraftarlık, politik/yasal sistemin hem içinden hem dışından, farkındalığı ve doğrudan mekânsal iktidarın yapılarına meydan okumayı yükseltmek için yasal ve/veya politik kampanyaları kapsar.

Kritik kurgu, bugüne ve geleceğe dair alternatif anlatılar ileri sürmek için özel boyutlar açısından mekânsal çatışmaya dair bilginin yaratıcı uygulamasıdır. Tasarım, film edebiyat, ya da diğer yaratıcı araçlarla uygulanabilir.

Fiziksel müdahale, inşa eyleminin somut halini veya stratejik sitelerin fiziksel işgalini içerir. Doğrudan mekânsal iktidarın yapılarına meydan okur.

E1 alanının İsrail yerleşimleri ve Batı Şeria'ya ilişkin konumu
E1 alanının İsrail yerleşimleri ve Batı Şeria’ya ilişkin konumu

Bab El-Şems: Mekânsal Direnişin Yeni Bir Modeline Doğru

Bab El-Şems’ın kuruluşu yukarıda özetlenen dört halden her birinin öğelerinin eşzamanlı istihdamının içerisinde mekânsal direnişin önceki düzenlemelerinde bir yeniliği ifade eder. İnşanın kendi içinde eyleminde fiziksel müdahalenin ötesinde E1’in kasaba için site olarak seçilmesi stratejik mekânsal analizde bir düzeyi gözler önüne seriyor. İsrail Başbakanı Netanyahu buraya yeni yerleşimciler için evler inşa etme planını açıklamadan sadece birkaç hafta önce E1 sadece uluslararası manşetlerde yer almadı. Aynı zamanda liberal Siyonistlerin ve ABD’nin politik söylemlerinde bile ‘Filistin toprağı’ olarak coğrafik ve yasal bir site konsensüsü olarak ifade edildi.

Dahası, Bab El-Şems’ın kurucuları E1 içerisinde Filistin özel mülkiyetinin belgelenmiş kanıtı olarak sunabilecekleri bir site seçtiler ve sahibi tarafından sitenin işgal edilmesi için hızla izin alınması çabasına girdiler. Zorla tahliye edilme beklentisiyle, İsrail yüksek mahkemesinden karar çıkarmak için yasal yollara başvurdular. Site açıkça özel alan üzerinde – İsrail ölçütlerinde olsa bile- olduğu için mahkeme 6 günlük tahliye süresini garanti altına aldı ve önemle , İsrail hükümetinin herhangi bir tahliye için yasal zemin sunma gerekliliğinde ısrar etti.

Basın açıklamaları, sosyal medya aktiviteleri ve aday sözcüler biçimindeki koordineli bir uluslararası kampanya dünya çapında ana akım haber kaynaklarında Bab El-Şems’ın belirgin ve ayrıntılı haber yapılmasına neden oldu. Özellikle Arapça yayın yapan medyada güçlü bir tonda dikkat çekti.

Bu önlemlere rağmen, Bab El-Şems’ın kuruluşundan sonra 48 saat içerisinde tahliye edilmesi emrini Netanyahu bizzat verdi. Hükümetin en üst düzeyden böylesi doğrudan ve acil bir hareketle cevap vermesi kendi içinde gerçekleri gözler önüne sermektedir. Netanyahu’nun müdahalesi açıkça neticede İsrail’in sömürgeci politikaları ve uygulamalarına itaatkar olan İsrail adalet sistemini yoksaydı. Yasal meşruiyetin cilalanması az çok fazlasıyla mahkemenin pozisyonunu dünyaya kanıtladı. Böylece mahkemelere müracaat edilmesi, mahkemelerin otoritelerinin meşrulaşmasına hizmet etmedi; aksine, bunun saçmalığını ortaya çıkardı.

Aynı zamanda çokça övülen İsrail ileri karakolları ile paralelliği bu özel boyut açıklar. İsrail mahkemeleri ara sıra yerleşimcilerin ileri karakollarının tahliyesine karar verirken 100’den fazla topluluk İsrail ordusunun aktif koruması altında Batı Şeria’da 124 kalıcı ‘yasal’ yerleşimin yanı sıra tepeleri işgal etmeye devam ediyor.

İleriye Bakış: Önemli Bir Kurgu olarak Bab El-Şems

Bab El-Şems en başta, Filistin alanına yeniden el konulması ve Filistin eylemliliğini yeniden canlandırılması doğrultusunda somut fiziksel müdahaleyi temsil ediyor. İsrail’in sömürgeci uygulamalarının ikiyüzlülüğünü küresel düzeyde açığa çıkarıyor. Bab El-Shams son beş yılda ortaya çıkan ve dikkatleri toplayan doğrudan eylemlerin mevcut ağı içerisinde konumlandırılabilir. Negev’deki topraklarından tahliye edilmelerine karşı El-Arakib halkının devam eden mücadelesi ve ülke içinde yerlerinden edilmiş Filistinlilerin yukarı Celile’deki Ikrit kasabasına geri dönüşü bunlara dahildir.

Bazı eylemler medyada ve mahkemelerde fiziksel olarak Filistinlerin alandaki haklarını ve aynı zamanda İsrail’in toprak üzerindeki cevabını yeniden öne sürüyor. Mekânsal direniş proaktif bir enerji olarak sahnelendiğinde yeni bir koşul yaratılıyor. Filistin’in bir alan olarak İsrail sömürgeciliği tarafından kalıcı olarak parçalandığı ya da tamamen kaybedildiği varsayımlarına doğrudan meydan okuyor.

Bab El-Shams’ın tahliyesinden sadece birkaç gün sonra sanki mekânsal direnişin yeni bir dalgayla yayılmasının işareti gibi Batı Şeria’da Bab El-Karama (onur kapısı) adında başka bir kasabanın inşa edilmesi haberlerini alıyoruz.

Ahmad Barclay Beyrut’ta yaşayan bir mimar ve çevre tasarımcısıdır. Daha önce DAAR ile çalışmış ve arenaofspeculation.org’un kurucularındandır. Akademik çalışması Filistin’de ‘mekânsal direniş’ üzerine yoğunlaşmıştır.

Dena Qaddumi bir mimar, kent planlamacı ve arenaofspeculation.org’un kurucularındandır. Çalışmaları temel olarak sosyal hareketlerin kentsel mekân ile birleşmesi ve bu sürecin vatandaşlığın biçimlenmesinde nasıl yeni yollar yarattığı üzerinedir.

 Çeviri kaynağı: https://www.opendemocracy.net

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr