Gidenlerin ardından; hesap vakti ne zaman?

Gidenlerin ardından; hesap vakti ne zaman?

EKİN BALTAŞ | “Birlik olmaya bahane bulmak için yol kalmadı. Hayat Suruç’taki bombayı bir gün bizim önümüze de sürecek…”

Ben düşmanla karşılaştığımda mücadele etmemiş olarak ölmek istemiyorum.

32 güzel insan öldü.

Ben içimiz kadar yanan bir yer görmek istiyorum.

İki gündür elim gitmiyor yazmaya.

Düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum. İçimdeki öfkenin tarifi imkânsız. Bu hayatı pazartesi günü saat 11’den beri taşıyamıyorum.

Yaşayamıyorum.

Dayanamıyorum.

İçimdeki üzüntü değil. Bu başka bir şey. Acı çekiyorum ama başka türlü, artık yeter diyerek acı çekiyorum, gözüm kararıyor hayatlarına devam eden insanları gördükçe.

Gülen, sohbet eden, patlama haberini duyup vah vah demiş, sonra bir neskafe söyleyip işine dönmüşleri, hiçbir şey olmamış da sıradan bir günün sıradan bir haberiymiş gibi suskunluğa yemin etmişleri, konuştuğunu kısıp dilini muktedirlerin cetveline göre uzatabilmişleri gördükçe çıldıracak gibi oluyorum.

Son yılları düşünüyorum sonra. Kendine sol, kendine sosyalist, kendine devrimci diyenlerin nasıl sönük, nasıl öngörüsüzce tartışmalar içinde boğulup gittiklerini.

Alayım bu ülkeyi yerden yere çalayım istiyorum. Herkes silkinip kendine gelene kadar, herkes gerçeğin farkına varana kadar yerden yere vurmak istiyorum.

“Bizim çocuklar” dediklerinde gücüme gidiyor, evet bizim ama peki önceki 30 yıl? Onlar kimin çocukları diyorum.

Şimdi çözülmeyen fraksiyon tartışmalarının, sürekli birbirinin açığını kollayarak yürütülen siyasetin, ezilene omuz vermek yerine onla rekabete girişen bu zavallı pay kapma telaşının ne değeri kaldı? Yıllar sonra, “İyi de, Gezi’den sonra bu ülkenin devrimcileri nasıl bir blok olamadı” dediklerinde vereceğiniz cevaplar bugünden hazır mı?

Peki, kişisel ve örgütsel hırslar pahasına yüz çevirdiğiniz Kürt hareketi ve onun “kuyrukçusu” HDP bileşenlerini yok sayanlar, Rojava devrim mi değil mi diye kurup masaları sabaha kadar tartışanlar, emperyalistlerin kucağına düşecek diye çokbilmiş öngörülerde bulunanlar… Bugün ne oldu?

12 yıldır bangır bangır gelen İslami faşizme, her geçen gün yoksullaşan işçi sınıfına, üç yıl önce Rojava’nın PYD’nin eline geçmesiyle ciddi bir tehlike halini alan IŞİD tehlikesine karşı ne yapıldı?

Bu ülkede kendine sol diyen tüm örgütler alsın şapkasını önüne, düşünsün şimdi. AKP faşizmine karşı ortak bir mücadele örmeyi bile başaramayan bizler, tarihin önüne çıktığımızda suçu yalnız sisteme, devlete veya öteki “sola” mı atacağız?

Bugün bu ülkede ikinci Sivas katliamı yaşandı ve elimizden gelen, gelecek zaman kipine bulanmış sözleri meydanlarda bağırmaktan başka bir şey değil.

Gezide 8 insan öldü. HESABI SORULACAK-tı; soruldu mu?

Soma’da 301 işçi yeryüzünün dibinde bir yere çakılı kaldı. Nerede patronlar, sorumlular, evlerinde uykuda mı? HESABI SORULACAK-tı; soruldu mu

Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Roboski, Reyhanlı…

Sayamayacağımız kadar çok insan öldü bu ülkede. Sayılamayacak kadar çok katliam yaşandı.

Dün Sivas’ta, bugün Suruç’ta, yarın Kadıköy’de, Taksim’de ve ülkenin herhangi bir meydanında olacak.

Peki biz ne yapacağız? Öylece durup, saldırıları kınayıp, bu faşizmin bizi yok etmesini mi bekleyeceğiz? Yoksa suya sabuna dokunmadan, siyaseten hata yapabilme riski almadan ve korkarak, saklanarak, odalarda teorik tartışmalar yürüterek siper yoldaşlarımızın eksiğini gediğini mi kollayacağız?

Ben kendimi bu eylemsizlikten, bu terbiye edilmiş, siyaseti yanlış öğrenmiş ve yanlış uygulamış topluluktan alıp yukarıya bir yere koymuyorum; yanlış anlaşılmasın. Ama ayak sesleri bir hayli yakında olan kıyımlara karşı oturduğum yerden ahkâm kesip çaresizce beklemeyi de yediremiyorum bu ülkenin hiçbir devrimcisine.

Sözün kısası,

Ben artık ömrü 25 dakika olan eylemlerle gönlümü avutmak istemiyorum.

Ben facebook’u ya da twitter’ı açtığımda çaresizce, yalnızca acıyı ve hep acıyı anlatan kocaman bir muhalif kitle görmek istemiyorum.

Ben Tünel’den GS Lisesi’ne yürüyüp basın açıklaması yapıp dağılan kitle olmak istemiyorum.

Küçük birbirinden habersiz yerel eylemlerle, tabiri caizse “gazı alınmış” gibi yaşamak istemiyorum.

Mücadeleden kaçmak için yol kalmadı.

Birlik olmaya bahane bulmak için yol kalmadı.

Hayat Suruç’taki bombayı bir gün bizim önümüze de sürecek.

Ben düşmanla karşılaştığımda mücadele etmemiş olarak ölmek istemiyorum.

32 güzel insan öldü.

Ben içimiz kadar yanan bir yer görmek istiyorum.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr