Halk Mahkemelerini Ne Zaman Kuruyoruz?

Halk Mahkemelerini Ne Zaman Kuruyoruz?

MEDİHA NEMESİS | “Farkında değildik” diyeceksiniz, oysa gayet farkındaydınız, Aleviler ölürken attığınız sevinç naralarınızı hatırlatacağız. Size, Ekin Van’ın cenazesine yapılan işkenceyi hatırlatacağız. İnfaz edilen iki fırıncı çocuğu.

1961 yapım Nürnberg Duruşması (Judgment at Nuremberg) adlı bir film var. Özellikle bugünlerde izlemek lazım. Nazi dönemi Almanya’sında Nazi mahkemelerinde görev yapmış hakimlerin yargılandığı, Nürnberg Mahkemeleri’nin son duruşma serilerinden birini konu alıyor. Savaş sonrası Almanya bir hesaplaşma içinde (daha doğrusu iki yandan işgal edilmiş ve Nazi rejimi müttefiklere formalite icabı hesap veriyor): hem kendisiyle, bireysel suç ortaklığı üzerinden, hem de Nazi rejimiyle işbirliği yapan tüm askerler, yöneticiler, tüccarlar, Gestapo, hukukçularla hesaplaşıyor. Adaletin Nürnberg Mahkemelerinden çıkmadığı tarihin kanıtladığı bir şey. Hiçbir anlamı yok, olan olmuş, dünya ölüm fabrikalarını seyretmiş, ama bir yandan çok büyük anlamlar da taşıyor.

Adolf Hitler Almanya’da oyların yüzde 88’iyle iktidar oldu. Türkiye’de 2010 referandumunda AKP’nin aldığı oy oranı yüzde elliden fazlaydı. Şu anda düşüşüne tanıklık ettiğimiz hırsız ve katil diktatör yine yüzde elliden biraz fazla oyla Cumhurbaşkanı oldu. Biz nispeten şanslıyız. Sosyo-psikolojik mi diyorlar, işte o nevi ekonomik koşullarımız bizi o kadar dev bir hataya sürüklemediyse demek… (Hitler için de ekonominin kurtarıcısı, Alman halkının gündelik yaşam ekonomisinin başbuğu filan deniyor, hani Nazizmin, affedersiniz, boncuk gibi bir de nedenselliği olsun diye).

Nazi mahkemelerinde swastika taşıyan hakimler hiçbir savunma dinlemeden, duruşmalarda “sanık” sandalyesindekilere dakikalarca hakaret ettikten sonra onları ölüme mahkum ederdi. Sophie Scholl Nazi rejimine karşı bildiri dağıttığı için giyotinle katledildiğinde 20’lerinin başındaydı. Biz biraz daha şanslıyız, idam cezası yok. Geri gelebilirdi elbette. 7 Haziran’da 400 milletvekilini verseydik, huzur içinde geri gelebilirdi ve biz bildiri dağıtamaz olurduk.

Hitler ve Erdoğan üzerine çokça yazılıp çizildi ve bolca analoji kuruldu. Ben daha çok rejimi destekleyen Almanların rejimle kurdukları bağ üzerinde durmak istiyorum. Nürnberg Duruşması filminde ilgili duruşmaya bakan hakim Dan Haywood, savaşın çilesini çekmiş kendi halinde Alman bir aileyle konuşurken, kendisine şunu derler: Hitler bize ekmek verdi ve işlediği insanlık suçlarından haberimiz yoktu. Olsaydı bile, diye devam ederler, bu yine de bize yaptığı iyiliği silmeyecek. Hatta ilginçtir, Frau Halbestadt şunu bile der: Hitler bizim için geniş yollar yaptı. (Dubleyse demek).

Erdoğan’ın, muhalifleri ırgalamayan, sözü birtakım oy yüzdelerinin ötesine geçemeyen fantastik rejimine inananlar benzer şeyleri söylüyor. AKP iktidarının başlarında tek argüman yazar kasa fırlatan esnafın çaresizliği ve sonrasında herkesin ne kadar rahat ettiği üzerinde yoğunlaşıyordu. (Vallahi ben pek rahat edemedim, İstanbul’da son on yılda kiralar üç beş misli artarken aylık gelirim aynı kaldığı için olsa gerek.)

Nazi rejimini destekleyen her birey “haberim yoktu” diye vicdanen konudan sıyrılabiliyor. Türkiye de muhtemelen o günleri görecek. Sophie Scholl’u ölüme gönderen Gestapo şefi hiç ceza almamış mesela. Nürnberg’in “adaleti” onu kapsamamış olacak, hayatı olağan seyrinde devam etmiş ve ileri bir yaşta, huzuruyla (bilemeyiz tabii) hayatın doğal akışında, “ölmüş” (ki onlar için ölmek tabirini kullan[a]mayabiliriz). Naziler üniformalarını çıkardıkları anda sivilleşmiş ve kendilerini unutturmuş. Topluma geri dönmüşler veya zaten ait oldukları yer de orasıymış çünkü oradan çıkmışlar (yüzde 88 – hatırla: “yüzde elliyi zor tutuyoruz”). Biz 2015 yılını yaşayan Türkiyeliler olarak “Erdoğan’dan sonra” veya “AKP’den sonra” o “badem bıyıkların” kesileceğini adımız gibi bilmiyor muyuz? Tarantino’nın Inglourious Basterds filminde benzer bir replik vardır: “Biz Nazileri üniformalarıyla severiz, yoksa insanların arasına karışırsanız sizi nasıl tanıyacağız” minvalinde…

Şam’da namaz kılınacağı günü iple çeken, IŞİD zaferine lokum dağıtmayı vaat eden sivil faşistler biliyoruz. Ağızlarından saçtıkları militarist dil onları pek de sivil yapmıyor ama maaşallah pek siviller. Palalı da sivil faşist mi mesela? Ve fakat silahı var? Çevik kuvvet aslında vatanı için görevini icra eden bir SS askeri, ne yapsın yavrucak? Gaz musluğunu açma emri geldiyse kamp görevlileri ortak mı yani suça? Kapsülü atan mı suçlu? Attıran mı daha suçlu? (Pek çoğumuzun beyni de bu etik sorularla yandı kül oldu bu arada) Hele ki bir de vazifesi bitince ne yapacak? Kadro biraz fazla gelecek sonuçta. Kaç bin polis vardı ve kaçı polislik için, kaçı sokakta kitlesel işkence yapmak içindi? Diyorum ki, belki rejimden sonra vergiler polis darbesine değil de sosyal hizmetlere ödenek olur? Ah karanfillere layık emir kulları, işiniz çok zor.

Peki ya yargı? Ah o yargı, Ethem’in katiline 7 seneyi zar zor veren o masum yargı? O ne yapacak? Her zaman yaptığı görevini mi?

Erdoğan’ın masum hayranları ne yapacak? “Biliyorsunuz Kılıçdaroğlu Alevi…” derken meydanda yuhalayan kitle. 2011’de o adam “Hopa’da eşkıyalarrr” diye bağırırken, “birileri Erdoğan’a darbe yapmaya çalışıyor” diye tespit kasanlar ne olacak? Hopa’yı sel aldığında biz Metin Lokumcu’yu hatırlarken akıllarına gelmiş midir, o eşkıyaların demek istediği asıl şey? Berkin’in annesini yuhalayan sempatizanlar… Ne olacaklar? Yahudiler sokaklarda kervan kervan kentlerinden kovulurken zevke gelen Almanlar varmış. Filmlerde görüyoruz, ama kurmaca değil, gayet gerçek. Savaş bitince şöyle diyorlar, kentlerinin az ötesindeki kamplar için: “Haberimiz yoktu”. Bizler iyi insanlarız diye ekliyorlar sonra. Sorası geliyor insanın: İyilik nedir? Sizin iyilikten anladığınız nedir? Erdoğan’ın sempatizanları, Suriye savaşının müsebbibi, Ezidi, Alevi, Hristiyan katili IŞİD’in işbirlikçisi, oy verdikleri hükümetin savaş suçları “uluslararası düzeyde yargılandığında” ve mahkum edildiklerinde, sınırlarının az ötesinde olan bitenlerden bahsederken, yine o Almanların kendini temize çekmesi gibi, acaba ben oyumu duble yola verdim mi diyecekler? Medya beni kandırdı mı diyecekler? Biz politikaya karışmadık mı diyecekler? Sokakta biz işkence görürken tanık olmamış gibi, kendileri de o gazı zaman zaman solumamış gibi, mahallesinden cenazeler kalkmamış gibi… Yahudiler gettolara tıkılırken nereye götürüldüklerini bilmeyen, bilmek istemeyen rejim sempatizanı Almanlar gibi…

Aa, lütfen ama onlar sadece sempati duydu. Bazen, iğrençliğe duyduğun sempati senin tanımındır. Ama onlar sempati duydu ve “düşünce suçu” diye bir şey yoktur.

Atılan tweetleri düşünsenize. Cezai yaptırım, bir yaptırım ola ki gelirse “Suruç’a çoook sevindimmm” diye bayram edenlerin geri dönüp dönüp yazdıklarını silme telaşı, vicdanlarını biraz bile olsa gıdıklar mı acaba?

Yoksa onlar da inşasında köle misali çalıştıkları, irade ve vicdanlarını teslim ettikleri Erdoğan rejimi gibi korkuyla mı hareket ediyor? Korkuyla mı geri basıyorlar illa ki? Vicdanları hakikaten korkuyla mı çalışıyor?

Bugün kan karşılığı oy propagandası yapan Goebbels medyası ne yapacak o zaman? Yeni iktidarını mı arayacak? Yalan atmaya çok mu alıştılar? Köleliğe, yüzsüzlüğe… Acaba “kin ve düşmanlığa tahrik” esası onlar için işleyecek mi bir kez olsun?

Hitler Kızıl Ordu Berlin’e yaklaştığında teslim olmamakta direnirken şöyle der: Alman halkı, eğer bunu göğüslemeyip kaçacak bir halksa, tamamının ölmesi daha iyi. Bugün hükümet kurma görevini sıradaki partiye vermeyip darbe yapan ve fiili olarak rejimi değiştirdiğini ilan eden diktatör, “vatan” diye yutturmaya çalıştığı kaçak sarayı için (yutmuyorlar bu arada), askerleri ölüme gönderiyor. Yaveri de eşlik ediyor: “feda ederiz.” Bunun için yargılanmayacaklar mı? Nasıl yanlarına kalacak? Ya bir helikoptere binip kaçarsa? Ya da duvar dibinde kıstırırsak? Sürprizli mi olacak?

Bir şey yapalım bu soruları sorarken. İçimizdeki adalet duygusu bir türlü yeniden tesis olmayacak ya hani, biz bunları yine de bir not edelim. Suruç’tan, Roboski’den, Reyhanlı’dan, Ekin Van’dan sonrası hangi adalete çıkar ki? Ama olsun. Not edelim.

Örnek sözler, Hitler’in sekreterliğini gönüllü yapmış, koşa koşa gidip yapmış olan, Hitler’e gençliğinde pek bir inanmış olan Traudl Junge’den: “Nürnberg’de gördüklerim beni şoke etti. Bireysel olarak suçlu olmadığım konusunda kendimi ikna etmiştim. Boyutlarını bilmediğim şeklinde bir bahanem de vardı. Ama bir gün Franz Joseph Caddesi’nde üzerinde Sophie Scholl’ün adının yazılı olduğu hatıra plakasını gördüm. İdam edildiğinde Sophie benim yaşımdaydı ve ben Hitler’e giderken, o idam edilmişti. O anda anladım ki o zamanlar genç olmam bir bahane olamaz. O zaman da bir şeylerin farkında olmak mümkündü.”

Benim vicdanım Şengal’de IŞİD’den dağa kaçarken güneşten gözü kör olan, sonra da bedeni dayanmayıp ölen o altı yaşını görememiş Ezidi çocuğunda. Toplama kamplarında sıra sıra dizdikleri Yahudiler, çingeneler, sosyalistler, eşcinseller, muhalifler içinden, çalışmaz bu diyerek “sola ayırdıkları”, gaz odasında hayatı sonlandırılan, altı yaşını görememiş milyonlarca çocuğa benzediği için hikayesi.

Bu da sonunuzun başlangıcıdır. Diğer birçok şey gibi.

“Bilmiyorduk” diyeceksiniz.  Yüzünüze vuracağız.

“Unuttuk gitti” diyeceksiniz. Hatırlatacağız.

Sizi tanıyoruz.

“Farkında değildik” diyeceksiniz, oysa gayet farkındaydınız, Aleviler ölürken attığınız sevinç naralarınızı hatırlatacağız. Size, Ekin Van’ın cenazesine yapılan işkenceyi hatırlatacağız. İnfaz edilen iki fırıncı çocuğu. İki puanlık oy yüzdesi için cepheye sürdüğünüz yoksul çocukların annelerinin “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu” demesini hatırlatacağız. Vatan neymiş, onu da göreceksiniz. Netlik hakim olacak. Netlik hakim olacak. Netlik hükmü verecek. Bu kadar netleştirmeseydiniz.

Evet. Tek soru: Halk mahkemelerini ne zaman kuruyoruz?

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr