Her Şeye Rağmen

Her Şeye Rağmen

Erkin YILMAZ | Gazi bir kez daha direniyor. İktidarın silahına, TOMA’sına… Resmen “ne yaparsanız yapın buradayız”

Erkin Yılmaz

Biraz dil öğrenimi, biraz da gezme amaçlı İspanya’da gittik yakın zamanda. Ne kadar kaçınsak da turistik bir ziyaret oldu, şu bol fotoğraflı olanlarından…

“Yurt dışı” kelimesi telaffuz edildiğinde bile ortaya çıktığı üzere “bizim oralar” – “buralar” karşılaştırmasına daldık ilk günden hemen. Tarihi yapılar, çoğundan hiçbir şey anlamasak da hoşumuza gitti. Tabii iktidar sembolleri, olağanca heybetleri ile bize bakıyor. Biri balkon konuşması yapmaya tepesine çıksa belki de yere eğilecek binler, kim bilir? İspanya İç Savaşı’nın izleri var mıdır diye bakındık, belki bir heykel, bir müze, bir anıt Pek bir şey bulamadık. Üzerinden olağanca faşizmiyle 30 küsür yıl Franco iktidarı geçiyor tabii. Sadece sarayların, tahtların, kiliselerin tarihini görüyoruz neredeyse.

Bisiklet yolları, spor yapan insanlar, her tarafa giden raylı sistemler… Ooh ne âlâ, ne güzel buralar derken bile Euro-TL farkından kendimizi hep üçle çarparken buluyoruz. “Bu yemek, bu tişört kaça gelir?”

Tayyipsizlik, yanı başımızda, yıllardır süren savaşsızlık, IŞİD’sizlik…. Hepsi bünyeye iyi geliyor. Siesta hoşumuza gidiyor. Tam zamanlı çalışmaya böylesi bir rötuş bile bünyemize de iyi gelir diye düşünüyoruz. Sonra aklımıza tatil sonrası gelince hemen bu hayalden vazgeçiyoruz.

Yemek yerken, çalışan olarak hep Çinli veya Hintlilere denk geliyoruz. Barcelona’nın Paşam Döner’inde de Hintliler çalışıyor mesela. Türkiye’deki en kötü koşullarda Kürtlerin çalışmasına benzer haller. Sokakta saat veya çanta satan siyahların yere açtıkları tezgâhları zabıta korkusuyla çabuk toplayabilmek için iple bağladıklarını fark ediyoruz. Tüm dünya neredeyse aynı…

Bol yürümeceli günlerden birinde bir eyleme denk geliyoruz. Az sayıda kişinin elinde tanıdık bayraklar görüyoruz. Yaklaşınca Rojava’ya destek vermek için eylem yapan Katalonya Anarşist Federasyonu’ndakiler ile tanışıyoruz. İngilizce’nin de yardımıyla konuşmaya çalışıyoruz. Tanıdık sahneler var yakınımızda. Burada da polis eylemcileri sarmış durumda. Bu tanıdık sahneyi burada da görmemizi sağlayan tüm ulu kişiliklere ve tanrılarına hürmetlerimizi! sunuyoruz. Çat pat görüşmenin ardından karşılıklı iletişim bilgilerimizi alıp uzaklaşıyoruz. Ayrılırken “comrade” diyip el sıkışıyoruz, içimiz ısınıyor.

Adsız

 

 

Daha düzenli, daha estetik, daha rahat…  nitelendirmelerinin altında benzer hayatlar olduğunu anlıyoruz. “Todos capitalismo”, hepsi kapitalizm diyoruz. Her yer boktan bizimkisi daha boktan vurgusunu ihmal etmiyoruz.

İnternetle köşe kapmacamız sürüyor. Dönüşe az kala son bir şeyler yiyelim diye bir kafeye oturuyoruz. İnternete bağlandığımızda ’nı öğreniyor, kalakalıyoruz.

Sınırlar içerisinde bile insanı çaresiz bırakacak üzgünlük, öfke bileşiminin tarife yetmeyeceği durumu uzaktan anlamaya çalışıyoruz. Amara Kültür Merkezi savaşın ilk günlerinde revir sonrasında da gönüllülerin konakladığı, sıralarında uyuduğu, çay içtiği, dertleştiği bir yer. Son gidişimizde oyuncaklarla gittiğimiz, yan yana uyuduğumuz, soluduğumuz yer…

Günler geçiyor iş yerine dönüyorum. İş yerim hani şu esnafın Suriyeli çocuğu dövdüğü yer var ya tam da orada.

Parklar, çimenler, ara sokaklar her yer insan dolu. Burası tekneyle karşıya geçeceklerin ara durağı. İnsanlar gibi can yelekleri de sıralanıyor, fotoğrafları çekiliyor. Ana akım medyaya bile düşüyor çok arada sırada. İnsanlar ise günlerce burada kalmaya devam ediyor. Gidebilenler gidiyor, geride kalanlar buradaki yaşama adapte olmaya çalışıyor. Kalanlar en düşük koşullu işlerde çalışıyor, en kötü şartlarda yaşıyorlar. Üstüne en milliyetçi reflekslere maruz kalıyorlar. IŞİD belası için ağzından iki kelime çıkarmayan Yılmaz (Y)Özdil tutkunlarının olağanca beyaz Türklükleri kalanları aşağılıyor. Parkların, meydanın ise sürekli sirkülasyonu devam ediyor. Kalabalık neredeyse hiç azalmıyor.

Günler geçmeye devam ediyor… İnternet’e her giriş devletin katlettiklerini hashtag’e dönüşen ismiyle karşılaşmayla, sokağa her çıkış ise sokakta uyuyan yüzlerinde aynı tedirgin ifadeye sahip Suriyelilerle karşılaşmayla sonuçlanıyor.

Son sözü iyi bitirmenin cıvıklığından öte iyi şeyler de oluyor elbette. Gazi bir kez daha direniyor. İktidarın silahına, TOMA’sına… Resmen “ne yaparsanız yapın buradayız” diyor. Arkadaşımla yazışıyoruz. ’nin operasyon sonrasındaki fotoğrafı ile The Pianist’ten bir sahneyi yan yana getirmiş, paylaşıyor benimle.

 

“Sokaklar ne kadar benziyor değil mi? Bu kaçıncı diyor?” haklı olarak. Eklemeyi de unutmuyor “her şeye rağmen Gazi’de binler yürümeye, slogan atmaya, direnmeye devam ediyor, bu da yeter be Diyar’ım”

Yeter mi bilmiyorum, yetmez sanırım ama şurası bir gerçek ki direnenler IŞİD-AKP-silah-TOMA demeden ayrı bir direnişin, modern zamanın destanını yazmaya devam ediyorlar.

 

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr