Huzursuzların Sessizliği

Huzursuzların Sessizliği

İsmail Edre | Morglarda yer kalmadığı için; yayınladıkları genelgeyle geçici olarak sahipsizler mezarlığına gömmekten bahsediyorlar ölülerimizi. Bugünleri yazacak tarih! Bugünleri yazıyor tarih ve sözünü sakınan, saklayan, yutan ve cümleye “ama” diye başlayan herkese hatırlatılacak bu günler.

Ölüm dediğiniz soğuk bir şey, donuk…
Renkten yoksun aslında ama Hitler ve Mussolini’nin orduları yüzünden kahverengi bir iz bırakır bellekte. Ölüm bir daha olmamak demek. Belki de bu yüzden hayatınıza kendi rengiyle değen birini toprağa vermek çok acı. Yani onun artık öyle gülmeyeceğini bilmek, olası bir durumda ne yapacağını öngörnek ama o öngörünün asla gerçekleşmeyeceğini bilmek. Yahut herhangi bir şey yüzünden bir daha kavga edemiyor olacak olmanız, seslendiğinizde size cevap vermeyecek olması mesela. Hiçbir şeyle ölçülemez bir keder çöker yüreğinizin orta yerine! Yaşam bedenden çekildiğinde yangından geriye kül kalır, külün altında için için yanar bir acı, o acıyla beraber geriye kalanın ciğeri yanar.

Ölüm bu yahu! Başlı başına herkes için zulüm! Bu yüzden bütün dinler taziyeye önem verir. Bu yüzden bütün dinler cenaze ve cenaze sahibine merhameti buyurur. Rojava ’da soysuzlar çetesinin karşısında insani değerleri savunurken hayatını yitirmişti Aziz Güler! Aziz’in cenazesini iki ay boyunca vermediler. İki ay boyunca gözü yaşlı bir anneyi oğlunun cansız bedenine hasret beklettiler. İki ay boyunca “oğlumun mezarına istediğim zaman gidip elimi süremeyecek miyim?” korkusuyla yaşattılar bir anneyi. Ölüm zaten soğuk bir şeydi ama, yetmedi onlara. İki ay boyunca soğuk hava deposunda beklettiler Aziz’in cenazesini! İki ay boyunca her gün “daha zalim olunamaz” dedik, ama onlar cenazemizi vermedikleri her yeni günle beraber nasıl daha zalim olunabileceğini öğrettiler bize. Aziz’le bitmedi bu zulüm! Aziz’in cenazesini aldık, ama bir yöntem olarak ölülerimiz üzerinden şantaj yapma silahını alamadık zalimin elinden! Yoksa Rojava’ da ölümsüzleşen Meliha Çürük’ün cenazesini 59 gün boyunca bekletebilirler miydi sınır kapısında? Gözünüzün içine baka baka toplumun tahammül eşiğini o kadar yükseğe çektiler ki… Taybet Anayı vurdular sokak ortasında. 11 çocuk annesiydi Taybet İnan. Komşusundan evine dönerken kafasından vurdular onu! Beyaz tülbenti kanlar içinde kaldı. Başının düştüğü yerde kanıyla beraber çamur olan toprak kirletti yüzünü, yüzünde çamurla yattı Taybet Ana. Tam bir hafta o kaldırımın üzerinde yattı öylece. Tam bir hafta o sokağın ortasında vurulmuş bir kadın cesedini öz çocukları dahil kimselere elletmedi devlet! Tam bir hafta boyunca orada yaşayan yurttaşlarına eğer bana biat etmezseniz, ölünüzü toprağın üzerinde çürüteceğimin fotoğrafını izletti… Bir hafta boyunca annesinin cansız bedenini leş kuşları yiyecek diye uyku uyuyamadı evlatları. 20 Aralık’ta vurulan Taybet İnan’ın cansız bedeni 27 Aralık’ta kaldırıldı düştüğü yerden. Zulmün de bir sınırı var zannediyorsanız eğer yanılıyorsunuz! Bir hafta sonra yerden alınan o cenazenin toprağa verilmesine izin verilmedi hala! “Sokağa çıkmak yasak” denilerek Taybet İnan ve diğer cenazelerin toprağa verilmesine izin vermiyorlar. Morglarda yer kalmadığı için; yayınladıkları genelgeyle geçici olarak sahipsizler mezarlığına gömmekten bahsediyorlar ölülerimizi. Bugünleri yazacak tarih! Bugünleri yazıyor tarih ve sözünü sakınan, saklayan, yutan ve cümleye “ama” diye başlayan herkese hatırlatılacak bu günler. Vicdanınızın gözlerini kapatınca ellerinizle, bugün görmediğiniz görmek istemediğiniz her şeyi yarın hatırlatacak size zulme maruz kalanlar! İyisi mi bugünden siz görün ve itiraz edin ki yarın yüz yüze bakacak yüzünüz olsun!

İsmail Edre’nin Diğer Yazıları İçin..

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr