Mülteci Krizi, Kapitalizm Ve Radikal İslam

Mülteci Krizi, Kapitalizm Ve Radikal İslam

VEYSEL YILDIRIM | Şam’da, Lazkiye’de, Halep’de ve Kobane’de patlayan bombalara sevinenler mülteci ölümleri üzerinden vicdan tacirliği yapıyorlar.

multeci-krizi-kapitalizm-ve-radikal-islam
Veysel Yıldırım

Dünya Kapitalist sistemi yeni bir tarihsel evreden geçerken, sosyolojik değişimin en önemli halkalarından birini mülteciler oluşturur. İltica, kapitalist sistemin kaçınılmaz sonuçlarından yalnız biridir. Küreselleşmenin önemli özelliklerinden birinin ‘azami kar’ olduğu hesaplandığında, ilticanın kaçınılmaz olduğu çok daha net bir şekilde görülür. Azami kar ile ucuz iş gücü arasında diyalektik bir bağ vardır.

Kapitalist dünyanın ekonomik ilişkilerinde derinleşerek devam eden iktisadi kriz, emperyalist müdahaleler, çoğalan bölgesel savaşlar, birçok bölgeyi kapsayan etnik, mezhepsel savaşlar, kapitalist sömürü ve yağmanın yol açtığı devasa sosyal sorunlar günümüz dünyasını tanımlayan temel olgular arasındadır. İltica, bu temel olguların sonuçlardan sadece biri.

Burjuvazi, göçmenleri ve mültecileri her an kapı dışarı etmekle tehdit edip çaresiz bir hale düşürüyor. Çaresizlik içerisinde hayatta kalmaya çalışan bu insanlar kayıt dışı çalışmak zorunda kalıyorlar. Göçmen işçilerin bulunduğu ülkelerde egemenler, yerli işçileri milliyetçilik zehriyle uyuşturup göçmen işçilere karşı kışkırtmayı da ihmal etmiyor. Gelişmiş ülkelerde burjuvazi, işçi sınıfının kazanımlarını geriletmek için ucuz ve kötü koşullarda çalışmaya boyun eğmek zorunda kalan göçmen ve mülteci işçileri kullanıyor. Göçmen işçiler, ücretlerin düşmesinin ve işsizliğin sorumlusu olarak hedef tahtasına konuluyor. Mülteci işçiler ise sosyal güvenceleri ve hakları olmaksızın emek sömürüsünün odağına yerleştiriliyor

Yeni Mülteci Krizi: Suriyeli Sığınmacılar

Afganistan’daki, Irak’taki, Suriye’deki ve Libya’daki emperyalist savaşlar sonucunda, milyonlarca insan evinden edilmiş ve yoksulluğa itilmiş durumda. Dünyanın en büyük sığınmacı krizi, diğer ülkelere kaçanların sayısının şimdi dört milyonu aştığı Suriye kaynaklı yaşanıyor.

2011 yazından beri devam eden yıkıcı savaştan kaçanların, 21 milyon nüfuslu ülkede Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) son kayıtlarına göre 4 milyon 88 bin Suriyeli ülkeyi terk etti.

Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Suudi Arabistan’ın aldığı Suriyeli mülteci sayısının “0” olduğu bildiriliyor.
Suudi Arabistan 3 milyon kişinin barınabileceği klimalı, boş duran 100.000 çadırına rağmen mülteci kabul etmiyor.
Mülteci kabul etmeyen Suudi Arabistan, Almanya’ya giden mülteciler için 200 cami yapmayı öneriyor.

Fransız Marksist yazar ve felsefeci George Pulitzer meseleyi şöyle özetliyor:

“Tanrı, mülk sahiplerinin koruyucusu, serbest girişimin güvencesidir”.

Radikal İslam vahşetinden kaçan milyonlarca Suriyeliden biri olan üç yaşındaki Alan Kurdi’nin kıyıya vuran cansız bedeninin görüntüsü, dünya ana akım medyasının manşetlerine taşınmıştı.

Devletin tepesinden tepinen zat kıyıya cesedi vuran Alan Kurdi için “Hesabı tüm insanlık verecek” diyordu.

Kapısına dayanan mültecilere bile tahammül edemeyen Batı’nın Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya özgürlük, barış ve refah götürmek için çalıştığı iddiasının inandırıcılığını kaybetti”ği söyleniyor. Ve inanır mısınız, bunu Irak, Libya ve Suriye’ye yapılan emperyalist savaşın taşeronluğunu yapanlar söylüyor!

Şam’da, Lazkiye’de, Halep’de ve ‘de patlayan bombalara sevinenler mülteci ölümleri üzerinden vicdan tacirliği yapıyorlar.

’nin kıyıya vurmuş fotoğrafına dikkatli baktığınız baktığınız zaman Suriye’ye cihatçı ihraç eden Türkiye’yi MİT TIR’larında taşınan silahları, İncirlik hava üssünü, “Suriye’ye demokrasi” götüren AB ve ABD’yi, Suriye’deki cihatçı terörü besleyen Suudi Arabistan ve Katar’ı göreceksiniz.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr