Neoliberalizmin son yılları: Yunanistan kanaatkârlığı reddediyor

Neoliberalizmin son yılları: Yunanistan kanaatkârlığı reddediyor

JAMES MEADWAY | Yunanistanın söylediği şey her şeyden önce kavga etmenin -ve kazanmanın- imkanlı olduğudur. Geniş dersler daha bir süre tartışılacaktır. Hepimizin öğreneceği çok şeyler vardır. Ama solun artık kalıcı ve kaçınılmaz yenilgi tutumunu kabullenmesi gerekmiyor. Avrupa’da neoliberalizmin son birkaç yılındayız. Bu sefer kazanabiliriz.

OXI
*James Meadway, Çeviri: Işık Barış Fidaner

6 Temmuz 2015

Yunanistan’da Hayır kazandı. Kanaatkarlık kesinkes reddedildi, oy verenlerin %61’i Troyka karşısında Syriza hükümetine arka çıktı.

Bu zaferin büyüklüğünü abartmamız zordur. Kazanmak imkansız gözükmüştü; nitekim bahisçi Paddy Power hafta başında Evet zaferi ihtimaline para yatırmıştı. Avrupa’nın bütün politik liderliği Syriza’nın karşısında dizilmişti, Angela Merkel’den Matteo Renzi’ye, Jean-Claude Juncker’e kadar. Washington onlara karşıydı. Yunanistandaki bütün özel televizyon kanalları, ve Syriza’nınki hariç bütün gazeteler Evet diyordu. Zenginler, Yunanistan Gucci’leri, Evet diyordu. Egemen sınıf Evet diyordu.

ECB Yunanistandaki bankaları bir hafta boyunca kapattırarak yaşanan basıncı iyice yükseltti. Sıradan Yunanistanlılar yaşanacak çok daha büyük acılar üstüne kan donduran tehditlerle korkutuldular ve terörize edildiler.

Syriza ve destekçileri bütün bunları göğüsledi ve kazandı – şıklığın da ötesinde müthiş kazandılar. Yunanistandaki bütün bölgelerde çoğunluk açık farkla Hayır oyu verdi, en muhafazakar bölgede bile. Syriza kazanabildi çünkü sahada zorlu kampanyalar yürütmüşlerdi. Kimi tahminlere göre Atina’da 1 milyon kişinin katıldığı Cuma geceki muazzam referandum yürüyüşlerinde bu kampanya doruğa ulaştı.

AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF “Troyka”sının niyeti, Syriza’yı bölmekti. Avrupa Parlamentosunun orta-solcu başkanı Martin Schulz oylamadan hemen önce Syriza’ya istifa çağrısı yaparak bunu çok açık etti. Demek ki planladıkları, Syriza hükümetinin Ocak’ta kuruluşundan beri olduğu gibi, Syriza’yı sol-kanadından koparmaya yetecek bir basınç uygulayarak (Schulz’un sözüyle) “teknokratik” ulusal birlik hükümetini biçimlendirmekti.

Bu sabah Syriza ve destekçileri, bölünmekten çok öte, her zamankinden daha birliktelerdi. Bölünen ise Troykanın kendisi olmuştur. Eski başkan Dominique Strauss-Kahn altında 2010 Avrobölge fiyaskosuyla kendini bozan IMF, kirlenen ününü cilalama niyeti ile, Dışişleri Bakanlığının ve gelişmekli ülkelerden geniş olanlarının eleştirel basınçları altında şimdi bu işten kendisini kurtarmaya muhtaçtır. (Christine Lagarde’ın makamı için seneye seçim yapılacak. Şimdi buraya bir gelişmekli ülke adayı önerilerek Avro-Atlantik tekelinin kırılması muhtemeldir.) Fon [IMF kastediliyor], ECB basıncına rağmen, hafta ortasında Syriza liderliğinin savını tamamen onaylayan bir rapor neşretti: GDP’nin %180’leri civarında dolaşan hükümet borcu iyice kayıttan düşülmeden Yunanistan’ın devam edemeyeceğine dair bir rapordu bu.

Bugün Yunanistanlıların istisna olduğunu iddia edenler olacak: kibarlar kendi tarihlerini ilan edecek, önyargılılar ise Balkan mizaçlarının onları Avrupa’nın geri kalanından farklı kıldığını iddia edecek. Yunanistan’ın Troyka’nın elinde benzersiz acılar çektiği elbette gerçektir. Oradaki kanaatkarlık İngiltere’de henüz hayal etmekte zorlanacağımız ölçülerdedir. Ekonomi %25 düşmüştür, ortalama aylıklar %30 düşmüştür. Bugünkü Syriza uzun bir gebelik sürecinin ürünüdür, kökleri Yunanistan’ın kanlı iç savaşına, diktatörlük karşıtı mücadeleye bağlanır – ve Cunta düştükten sonraki sol-kanat politik argümanlara bağlanır.

Fakat sonuçta Avrupalı bir örüntüye uyar. Dalga kanaatkarlığa karşı dönmektedir, özellikle de çevre bölgenin borçlu ülkelerinde. Avrupalı kurumlardaki yapılar kıtanın her köşesinde sorgulanmaktadır. Fransa, neoliberal Avrupa Anayasasını 2005’te referandumla reddederek bütün süreci sekteye uğrattı. Bundan on sene sonra, büyük toplumsal kriz koşulları altında, Yunanistan bu tekere daha büyük bir çomak sokmuştur.

Şimdi üç mesele var. Birinci mesele Yunanistanda Syriza hükümetinin geri kaymasını önlemektir. IMF borç duyurusu yaparak açıkça Syriza sağ-kanadına yönelik bir yol teklif etmiştir, müzakereler başarıyla tekrar açılabilirse.

Kanaatkarlığın biraz zayıflatılması için mübadele karşılığında borcun biraz rahatlatılacağı görece zayıf bir sözleşmenin ortaya çıkışını gözlemlemek mümkündür. Syriza sağ-kanadı buna şevkle yapışacaktır. Halen, müzakereleri tekrar açma basıncı, Avrogrup ve “partnerlerinin” endişeleri gereği maliye bakanı olarak Yanis Varoufakis’in kaybına yol açmıştır. Bu değişikliğin mevcut durumda kavgacı sayılması pek muhtemel değildir. Syriza’nın sol-kanadı yoluyla alttan gelen basıncı şimdi bu hükümet üzerinde sürdürmek gerekir – verilen oyun gerçekte olduğu haliyle tanınması için, yani bir taviz çağrısından ziyade kanaatkarlığın açık ve kesin bir reddi olarak tanınması için.

Zorluklar küçümsenmemelidir. Yunanistan bankaları halen kapalıdır, ECB –avro bankacılık sistemi muhafızı rolüne aykırı bir duruşla– ek destek sağlamayı reddetmektedir. Bazı işverenler para noksanlığıyla baş etmek için “scrip” denilen özel paralar neşrediyor. Yunanistan’ın zaten bir ayağı avro kapısından çıkmıştır; eğer Troykanın kanaatkarlık şantajı devam ederse, dışarıya son adımın atılmasına bütün hareketin hazır olması gerekir.

İkinci mesele bütün Avrupa üzerinedir. Şimdi bu oylama kanaatkarlığın karşısına dizilmiş bütün o kuvvetlere verilmiş muazzam bir gazdır, özellikle de “çevre bölge” dediğimiz alanda bulunanlara. İspanya’da Podemos, geçen ayki istisnai yerel seçim sonuçlarının da sırtına binerek, Aralık seçiminde açık farkla zafer kazanmak için bunu kullanabilir. Kıta çapında birlik önemlidir, ama bu Avrupa kurumlarıyla değil, onlara karşı birliktir. Alttan gelen bir birliktir, işçiler ve müttefiklerinin birliğidir, altın yıldızlarla Brüksel harcama hesaplarının yalancı birliği değildir. Birleşik Krallık için bu, AB üyeliğinin kendi referandumumuzda kesinkes reddedilmesi demektir: geçen hafta dişlerini görmemizden sonra, soldaki hiçkimse şimdi bunların desteklenecek kurumlar olduğunu makulce tartışamaz. Varoluşlarının en köküne kadar neoliberaldirler ve buna yönelen her ciddi karşı duruşu ezmeye niyetlidirler (ve ezmektedirler). “Toplumsal Avrupa”ya giden yol şimdi kapanmıştır. Başka bir Avrupa mümkündür.

Üçüncüsü, kanaatkarlık karşıtı hareketi burada Birleşik Krallıkta inşa çabalarını katlamak demektir bu. Haziran gösterisi, yeni harcama kesintileri karşısında Halk Meclisinin birleşik, ulusal kampanya olarak kendisini tesis etmekte olduğunu göstermiştir. Haftaya yapılması planlanan gösteriler var, yaz sonunda Muhafazakar Parti konferansında da protesto günleri olacak. Hükümetin momentumu şu anki haliyle kırılabilir. Halk Meclisinin yanısıra, Jeremy Corbyn’in Emek lideri olmaya dönük kampanyası da hayatidir. Britanyanın en büyük sendikası Unite’ın da şimdi destek sunmasıyla birlikte, bu kazanım fazlasıyla mümkündür. En azından makul bir oy verilmesi, Emek’te kanaatkarlık ihtiyacı üzerine Blairci argümanın belini kıracaktır. Soldaki herkes bundan kazanım sağlayacaktır.

Yunanistanın söylediği şey her şeyden önce kavga etmenin -ve kazanmanın- imkanlı olduğudur. Geniş dersler daha bir süre tartışılacaktır. Hepimizin öğreneceği çok şeyler vardır. Ama solun artık kalıcı ve kaçınılmaz yenilgi tutumunu kabullenmesi gerekmiyor. Avrupa’da neoliberalizmin son birkaç yılındayız. Bu sefer kazanabiliriz.

Kaynak: http://www.counterfire.org/articles/opinion/17897-the-last-years-of-neoliberalism-greece-rejects-austerity

*James Meadway:
Radikal ekonomist James Meadway kanaatkarlık ekonomisinin önemli bir eleştirmeni olarak bir alternatif öne sürülmesi çabalarının ön cephesindedir. James, Avrobölgede Kriz (2012) ve Bugün İçin Marx’ta (2014) eş-yazarıdır.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr