New York’tan Yunanistan’a: İsyan Ediyoruz Çünkü Nefes Alamıyoruz

New York’tan Yunanistan’a: İsyan Ediyoruz Çünkü Nefes Alamıyoruz

JEROME ROOS | Bunca adaletsizlik karşısında nefes alamaz haldeyiz. Nefes alamıyoruz çünkü öfkemiz kaynıyor. Bir nefeslik özgürlük ve adalet için isyan etmeliyiz.

nefes-alamiyorum
Jerome Roos
Çeviri: Bilge Güler

Bunca adaletsizlik karşısında nefes alamaz haldeyiz. Nefes alamıyoruz çünkü öfkemiz kaynıyor. Bir nefeslik özgürlük ve adalet için isyan etmeliyiz.

Nefes alamıyorum.
Nefes alamıyorum.
Nefes alamıyorum.

Bunlar Eric Garner’ın son sözleriydi. Bu cümleyi, polisin biri göğsüne otururken ve diğeri de boğazını sıkarken her şeyi gösteren kamera kaydında açıkça duyulur şekilde, en az on bir defa tekrar etmişti. Sonra kımıldamaz olmuştu. Altı dakika boyunca onu kaldırımda öylece yatar halde bıraktılar — hayatını kurtarabilecek tek bir şey bile yapma zahmetine girmeksizin. Tıbbi inceleme bunun cinayet olduğuna karar verdi; yine bir siyah, yine beyaz bir polis tarafından öldürülmüştü. Buna rağmen tamamı beyazlardan oluşan mahkeme jürisi polise ceza kesmemeyi tercih etti. İşte bu yüzden şimdi biz de nefes alamıyoruz.

Her yer adaletsizliğe boğulmuşken nefes alamıyoruz. Amerika’da her 28 saatte bir, siyah bir yurttaşın polis tarafından katledildiğini ve o polisin genellikle ceza almadığını bildiğimiz için nefes alamıyoruz. Bu domuzların* siyah insanları nasıl yaraladıklarına, şiddetle yıldırdıklarına ve katlettiklerine tanık olduğumuz için nefes alamıyoruz. Tüm bunlara tepki mahiyetindeki barışçıl protestoları nasıl bastırdıklarına tanık olduğumuz için… Tanklarıyla, Robocop kılığında, ellerinde coplar ve tam otomatik silahlarla, “hizmet etmek ve korumakla” yükümlü oldukları insanlara ateş etmek veya öldüresiye dövmek için mümkün olan her türden bahaneyi ararcasına nasıl üzerimize geldiklerine tanık olduğumuz için…

Devletin gaddarlığının bu zehir gibi atmosferinde, biz nefes alamıyoruz.
Bu adalet parodisi, bu demokrasi yalanı karşısında nefes alamaz haldeyiz.
Sadece iki hafta önce, Mike Brown’ı öldüren beyaz polisin de yargılanmadığını bildiğimiz halde, nasıl nefes alabiliriz?
Garner’ın katilinin soruşturmadan muaf tutulmasından sadece bir gün sonra silahsız bir başka siyahın Arizona’da beyaz bir polis tarafından vurulduğunu bildiğimiz halde, nasıl nefes alabiliriz?
12 yaşında bir siyah çocuğu oyuncak silahıyla oynarken vuran bu pisliklerin herhangi bir suç zannı altında bile bırakılmadığını bildiğimiz halde, nasıl nefes alabiliriz?
Eric Garner cinayetinde soruşturmaya tabi tutulan tek kişinin olayı videoya alan kişi olduğunu bildiğimiz halde, nasıl nefes alabiliriz?
Öfkemiz, inançsızlığımız ve hatta mide bulantımız bu denli yükselmişken, biz nasıl nefes alabiliriz?
Alamıyoruz işte!
Ve yalnız da değiliz.
Aynı pislik dünyayı tutmuş durumda.

Meksika’da polis ve çeteler işbirliği içinde. Ayotzinapalı 43 öğrenciden hâlâ haber yok; gerçi herkes ne olduğunu biliyor. Polisler yerel yöneticinin emriyle öğrencileri çetelere teslim etti. Çeteler 15 öğrencinin bir kamyonun arkasına kapatıp boğularak ölmelerine neden oldu. Diğer öğrencileri de topluca öldürüp, cesetlerini gece boyunca yaktıkları dev bir ateşe attılar. Hatta öğrencilerden bazılarının ateşe atılırken henüz canlı oldukları anlaşıldı. Siyaset kurumu da işin içinde, herkes farkında. İşte bu nedenle Meksika’da da insanlar artık nefes alamıyor.

Yunanistan’da polislerle faşistler işbirliği içinde. Anarşist tutsak Nikos Romanos’un açlık grevinin 25inci gününde hâlâ bir çözüm sağlanmış değil. Herkes ne olduğunu biliyor. Nikos ve yoldaşları banka soymuşlardı. Banka çalışanlarına korkmamalarını, asıl düşmanın devlet olduğunu söylemişlerdi. Kaçamadan polise yakalandılar. Tutuklandılar ve işkence gördüler, polisler yüzlerini gözlerini dağıttıktan sonra sabıka fotoğraflarının basına servis edilmeden önce nasıl photoshoplandığı gayet barizdi. Elbette bir de bundan tam altı yıl önce, polis Nikos’un en yakın arkadaşı Alexis’i hiç acımadan kalbinden vurmuştu, arkadaşının gözleri önünde.

Devlet ona anayasal hakkı olan özgürlüğü vermediği için Nikos şimdi açlık grevinde. Ona bir nefeslik alan açmak yerine devlet, açlıktan ölmesini seyrediyor. Adalet Bakanı diyor ki “İsterse Tanrı gökten yere insin, ben ona o izni vermeyeceğim”. Doktorlar Nikos’un sağlık durumunun ciddi olduğunu ve organlarının her an iflas edebileceğini söylüyor. Ailesi çocuklarının şehit düşebileceğinden endişeli. Bunlara rağmen polis dayanışma eylemlerine her seferinde daha fazla biber gazıyla saldırıyor. Bu yüzden Yunanistan’da da, tıpkı Meksika ve Amerika’daki gibi insanlar nefes alamıyor.

Örnekleri uzatabilirim. Geçen ay İsrail polisinin bir Filistinliyi nasıl zalimce idam ettiğinden bahsedebilirim. Fransa’da çevre aktivisti Rémi Fraisse’in polis tarafından nasıl katledildiğinden bahsedebilirim. Hong Kong’daki Occupy eylemcilerine polisin nasıl şiddet uyguladığından bahsedebilirim. Brezilya polisinin günde ortalama altı kişiyi öldürdüğünden de bahsedebilirim. Güney Afrika’da Marikana katliamından sonra polisin kılına bile nasıl dokunmadıklarından bahsedebilirim. Bugün Los Angeles polisinin Hollywood Bulvarı’nın orta yerinde, turistlerin gözünün önünde, bir adamı başından –hem de tam on el ateş ederek- vurduğundan bahsedebilirim. Bugün bir eylemde Türkiye’deki polisin bir Kürt gencini (Rojhat Özdel) öldürdüğünden bahsedebilirim. Beyaz olmayan trans bireylere karşı polis şiddeti ve tacizinin bir salgına dönüşmüşlüğünden bahsedebilirim. Örnekleri sonsuza dek uzatabilirim.

Ama bunu yazmanın da, konuşmanın da, analiz etmenin de, tartışmanın da bir anlamı yok. Bazı şeyler o denli basit, anlaşılabilir, açık ve dümdüzdür ki, en basit ifadeyle böyle devam etmesi imkansızdır: Birleşik Devletler’de de, Meksika’da da, Yunanistan’da da, Filistin’de de, Fransa’da da, Hong Kong’da da, Brezilya’da da, Güney Afrika’da da, Kürdistan’da da… Hiçbir yerde bu böyle devam edemez! Çünkü artık bu şekilde biz nefes alamıyoruz ve kapitalist devletin ve kolluk kuvvetlerinin elinde tecrübe etmeye devam ettiğimiz bu evrensel boğulma hissinde ortaklaşıyoruz. Bazılarımız elbette ki daha imtiyazlı bir konumda da olsa, düşmanımız ortak ve aynı. New York’tan Yunanistan’a, polise karşı isyana kalkmalıyız. Muhteşem Frantz Fanon’un ferasetle ifade ettiği gibi“isyan ettiğimizde, belli başlı bir kültürün ürünü olarak isyan etmiyoruzdur. İsyan ettiğimizde, birçok nedene bağlı olarak, sadece artık nefes alamaz halde olduğumuz için isyan ediyoruzdur.”

Kaynak: http://roarmag.org/

*NOT: Bu yazıdaki ‘domuzlar’ ifadesi İngilizce metinde de ‘pigs’ olarak ifade edildiği için aslına uygun çevrildi dolayısıyla bu ifadeyi muadili bir sıfatla okumanızı öneriyoruz. Domuzlar can’dır.
Fraksiyon.Org editörleri olarak domuzları ve tüm hayvanları seviyoruz 🙂
>Bknz

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr

Leave a Comment