Ok Fırladı Çıktı Yaydan

Ok Fırladı Çıktı Yaydan

EYLEM EZGİ ŞAHİN | “Edip Cansever’in o çocuklar büyüyecek dediği çocuklar büyüyor, umudu dürtüyor, umutsuzluğu yatıştırıyor. Ankara’daki kardeşlerinin yarım kalan türküsünü hep bir ağızdan tamamlıyor: Ok fırladı çıktı yaydan!”

Yaklaşık bir ay önce, yani 10 Ekim, sosyal medyada “Miting alanına giriyoruz”, “Bilmem kim konuşma yapıyor” tweet’leriyle, halay fotoğrafları ve videolarla dolu bir gün olarak geçecekti. Oradan bir görüntü profillerimize komik caps, bir görüntü kapak fotoğrafı olacaktı mutlaka. Adında barış, emek, demokrasi geçen mitingler öyle olur çünkü. Öyle olmadı ama. Öyle oldurmadılar.

Birkaç saatlik uykum telefon sesiyle bölündü. Yine ne iş vardı da unuttum derken, kardeşim, daha önce hiç görmediğim bir korkuyla gözlerinde, odama girdi, Ankara’da bomba patlatmışlar dedi. Ağlayarak kalktım yataktan, arayan arkadaşı geri aradım, Ankara’da değilim dedim, karşılıklı ağlaşıp kapattık.

Bir paket sigara, sıcağı sıcağına gelen birkaç görüntüye bakıp bir yandan öfkelenir diğer yandan ağıt yakarken bitti. Diğer paket listelerde isim ararken. 

Diğer paket, Ankara’da düşene, dövüşene bin selam! diye slogan atıldıktan hemen sonra. Bu olmaz. Ankara’nın göbeğinde en fazla Toma’ya taş atılır. Dövüşülmez. Düşülür de elbet ama, yolları buz kaplar, ondan düşülür, fenadır çünkü Ankara’nın ayazı. Ankara’ya giden, hasta olup geri döner, kan içinde elbisesiyle dönmez. Ankara’nın ayazı vardır çünkü, simidi vardır, Konur’u vardır; katliamı olmaz. Bu olmaz, olmaz, olamaz! Yaptılar!

Hayatımızın özeti, bu ceberut devletin tarihidir ayrıca: Yirmili yaşlarımızı bitirmeden gördüğümüz yirmiden fazla cenaze. Açtığımız, ziyaret ettiğimiz sayısı onları geçen taziye çadırı. Çocuklarımıza verilecek isimler listesindeki korkunç çokluk. Cesetler arasında aradığımız sevdiklerimizin yüzleri. Tırnaklarımızı yiyerek karıştırdığımız listeler. Birlikte selfie çektiğimiz insanların ellerimizdeki fotoğrafı, adının sonuna ölümsüzdür eklenmiş, omuzlarımızdaki tabutları, otobüsteki boş koltukları; yakamıza taktığımız onlarca siyah kurdele… 

Bu ceberut tarihin atladığı, asla sahip olamadığı bir şey var: Her şeye her şeye rağmen göz kırpan umut. Bu zulme ağlamaktan sesi kısılana, daha dirayetli birinin sesi ses oluyor; bacağı kopan kadın, kendine çiçekten bacak çiziyor; Veysel’in sıra arkadaşları ona isimsiz kuşlar gönderiyor; Meryem ana, dünyayı düzeltecek ellerimizi işliyor; şimdi o eller daha dik kalkıyor havaya, yumruklar daha sıkı; o eller daha sıkı sarılıyor her birimize, yılgınlığa düşeni o eller kaldırıyor yerinden; bahar sıyrılıp geliyor. 

Bir bildiği olan çocuklar, yani arkadaşlarımız, kardeşlerimiz, sevgililerimiz; koparıp yüreklerini yeşil bir yaprak gibi ateşe atıyor, şiir kitapları elden ele dolaşıyor, şairler gururla bize bakıyor. Edip Cansever’in o çocuklar büyüyecek dediği çocuklar büyüyor, umudu dürtüyor, umutsuzluğu yatıştırıyor. Ankara’daki kardeşlerinin yarım kalan türküsünü hep bir ağızdan tamamlıyor:

“Ok fırladı çıktı yaydan!”

Yazarın Diğer Yazıları İçin

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr