Ölümün Ne’si?

ÖZLEM GİTMEZ | “Ölümün de, acının da dili, dini, ırkı, cinsiyeti var bu memlekette efendiler. Ölen hep biz oluyorsak bal gibi de var”

Özlem Gitmez
Özlem Gitmez

Nasıl, nasıl mücadele eder insan bu ağırlıkla?
Nasıl düşünmeden durur, nasıl yüzleri, gözleri, gülüşleri aklında takılıp kalmaz?
Nasıl ağlamaz, nasıl devam eder yaşamaya, nasıl?
Taşıyamıyorum ağırlığını bu ölümlerin. Hiç birini unutamıyorum. Yüzleri gitmiyor gözümün önünden. Hepsini nasıl da tanıyorum…
Bundan beş sene öncesi olsaydı, ben bu hayatın hepimizi savurduğu bu toplumsal girdabın içinde olmasaydım, ben hala örgütlü mücadeleye inanan, ben hala devrim düşüyle yanıp tutuşan biri olsaydım, onların yanında olurdum biliyorum. Ben, şu korkunç ülkenin kozmopolit başkentinde, farklılıklara tahammül edemeyen insanların arasında, işsizlikle mücadele eden bir anne olmasaydım, orada olurdum biliyorum.
Biz böyle öğrendik hayatı, biz beraber mücadele etmeyi öğrendik, biz ölmemeyi ve öldürmemeyi öğrendik, biz hayattan, biz yoldaşlarımızdan öğrendik. Yoldaşlarımı öldürüyorsunuz efendiler, yoldaşlarımı, aynı düşü paylaştığım güzel insanları…
Biz aynı güzel insanlarla bundan kaç zaman önce Diyarbakır’a gitmiştik “Boğaziçi-ODTÜ Kardeşlik Köprüsü” diye. Biraz elit, biraz ukala, çokça devrimci ama hep iyi çocuklardık. Yol boyu pek eşlik etmediğim marşlar… Ozan’ın şarjım bitti diye beni azarlayışı… Gidip gruplar halinde örgütlerle STKlarla konuşmuş, sorular sormuş, onlar anlatmış biz dinlemiştik, onların anlatacak binlerce şeyi, bizim barışa giden bir yol umudumuz vardı; biraz gezmiş, biraz ciğer yemiştik, kürtçe bilmeyene çay vermeyen bi abi vardı, haklıydı elbet, sonra yine de vermişti çay. Bir hafta önce bi parkta bomba patlamıştı, yine ölüler… O zamanlar hiç duymazdık oradaki ölüleri, sadece üç beş solcu bilirdik, bir de koca bir halk. Bir amca vardı doksanların acılarını taşıyan gözlerinde, siz de giderseniz bu topraklardan geriye sadece kan kalır demişti. İşte siz oyuncaklarla o topraklara giden ve hep gidecek olan çocukları öldürdünüz. Geriye hep kan kaldı…
Hem ölme ihtimalimden korkuyor, hem ölmediğim için efkarlanıyor, hem karşımda duran o güzeller güzeli çocuğuma bakıyor, hem onun bugününü dehşetle izliyorum…
Bizler ve onlar var; artık var. Onlar kirli elleri, kirli gözleri, kirli ağızlarıyla bir korku filmi çekiyorlar. Ağızlarını her açtıklarında o pis kokan nefeslerini hissediyorum her yanımda. Daha fazla ölüm diye haykıran gözlerinde nefreti görüyorum.
Yetmedi mi bu kadar ölüm, yetmiyor mu?
Biz terörist, biz sapkın, biz piyon, biz vatan haini, biz bölücü, biz aşağılık… Siz tertemizsiniz, ‘alevilerin kellesini almaya gidiyorum’ diyip ışide katılan adamın cenazesine katılırsınız siz mhpliler, siz Sivas’ta, Çorum’da, Maraş’ta, siz Dersim’de insan avlarsınız, siz muhsin yazıcıoğlunun cinayetlerini sahiplenir, onun ardından rahmet okursunuz, siz tüm Kürtleri, siz tüm Alevileri, siz tüm eşcinselleri, siz tüm Ermenileri, siz tüm kadınları, siz tüm canlıları öldürürsünüz.. Siz Hrant’ı öldürdünüz, siz Hırant’ı öldürenlerle hatıra fotoğrafı çektirdiniz, siz elinizde palalarla, siz elinizde döner bıçaklarıyla üniversitelerde ava çıktınız, sizin yanınızda polis, sizin yanınızda devlet…
İktidar hırsıyla deliren siz AKP’liler;
Siz on beş yaşında bir çocuğun annesini yuhalarsınız meydanlarda.
Madımak davası zaman aşımına uğradığında sevinirsiniz.
Üniversitelere türbanlıların girememesini en büyük mazlum edebiyatınızın malzemesi yaparsınız.
Kadınların çalışmasını istemez, karınız hasta olunca erkek doktora baktırmazsınız.
Ali İsmail tekmelerle öldürür, kar topu oynayan bir gazeteciyi katleder, elinizdeki kanla bize ahlak dersi verirsiniz.
İşçileri öldürür “fıtrat” dersiniz.
Her eylemde binlerce polisinizle kafa kırmaya gelir, cenazesini taşıttırmazsınız.
“HDPliler neredeydi” sorusunu vicdanınızda ufacık bir kırılma olmadan sorabilirsiniz.
IŞİD’e silah gönderir, YPG’yi terörist ilan edersiniz.
Askeriniz, sizin oğlunuz eli kanlı bir güruhla yan yana fotoğraf çeker, “barış” diye diye dilinde tüy bitenleri savaş çığırtkanlığıyla suçlarsınız.
“HDP meclise girmesin der”, bu uğurda insan öldürmekte beis görmez, insanlar dağa çıkınca niye mecliste siyaset yapmıyor dersiniz.
Kürtleri hainlikle suçlar, Uğur Kaymaz 13’ünde öldürüldüğünde yanında kalaşnikoflu fotoğraflarını basarsınız.
“Keşke biz ölseydik de batıdan gelen bu çocuklar ölmeseydi” diyen Kürt analarının gözyaşında boğulun. Cumartesi annelerinin öfkesinde boğulun. 32 gencecik yüreğin ardında bıraktığı barış çığlıklarında boğulun. Bu iktidarın, bu devletin savaşa sürüklediği gencecik askerlerin düşlerinde boğulun.
Alevilerin deyişlerinde boğulun, köyleri yakılan kürtlerin zılgıtlarında boğulun…

Ölümün de, acının da dili, dini, ırkı, cinsiyeti var bu memlekette efendiler. Ölen hep biz oluyorsak bal gibi de var.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr