Rojava Partisi

Rojava Partisi

Yasemin Ateş | Devlet-olmayanın yurdunun olmaması, bir yandan onu Kobani’de işaretleme imkanı tanırken, Kobani’yi arzulayan devrimciliğin Kadıköy’deki tezahürü nasıl olabilir? Politik yatırımımızı Kadıköy’ü örgütlemek üzerine yapmadığımız ve bu sorumluluk ile Kadıköy ile ilişkilenmediğimiz sürece, esasında Kobani’den ve onun devrimciliğinden uzaklaştığımız söylenemez mi?

img-rojava-by-chia-madani-270
Yasemin Ateş

Parti’nin ve örgütlenmenin daha iyi anlaşılabilir ve toplumu örgütlenmenin önünde bir engel olmaktan çıkarak bir araç halinde kullanılabilir olmasının imkanlarını araştırmak, en azından bizim için Gezi’den itibaren daha mümkün hale geldi. O günlerde Gezi’de yaşadığımız kolektif duygulanım ve forumlarla başlayan bedenlenme, kendimizi toplumda bir parti olarak örgütlemeyi mümkün kılıyordu. Burada parti olarak bahsettiğimiz şey esasen toplumun devletin bölme eksenlerinde olmayan bir kamplaşmayı, devlet-olmayanın kendi yarattığı bir kamplaşmayı ifade ediyordu.[1] Bu açıdan Gezi Partisi, egemenliğe ve onun temsilcilerine karşı bizim oluşturduğumuz ortaklığın ifade edildiği bir toplumsal örgütlenme olarak düşünülebilir.

Tabi gezide partileşmeyi mümkün kılan şey büyük bir olay, hadise idi. Bir çeşit ayaklanma, direniş, karşı çıkış ve egemenliğin hegemonik alanının dışına çıkarak yeni bir siyasal alanın belirlenmesi; bu kamplaşmayı mümkün kılan temel etkendir. Ancak, bu partileşmenin daha sürekli ve farklı bedenlenmeleri de mümkün kılacak ve hücre hücre yayılabilecek araçları için hazır değildik. Ne gezideki partileşmeyi güçlendirecek toplumsal/politik birimlerimiz ve örgütlenmelerimiz mevcuttu, ne de eylem etrafında yan yana gelmeyi daimileştirmeyi hızlandıracak çapta bir birikimimiz. Başka bir ifade ile, eylemlerde yan yana gelmeyi mümkün kılan refleksif tarzın dışında, herhangi bir kurucu faaliyetin içinde olduğumuz, böyle bir perspektifimizin olduğu; buna bağlı olarak da açığa çıkmış ve bu eylemlilik süreçlerinin ötesine geçebilecek toplumsal örgütlenmelerimiz, bir politik örgütlenme olarak özörgütlerimiz yoktu. Forum’lar devrimci sürecin “göz kırptığı” bedenlenmeyi ifade ederken, devletin “bölme eksenlerini” kendi hegemonyasını kurabilmek için tekrardan çağırması, komünizm hayaletini bir çeşit restorasyon hayaletiyle alt etmesini mümkün kıldı. Seçimler bunun bir gösterisi olarak örgütlendi.

Bu arada Berkin’in cenazesini ve Soma katliamı sonrası örgütlenen öfkeyi mümkün kılan şey, partinin bir hayalet olarak geri çekilme süreciydi. Bu durum bir yandan bedenlenmenin mümkün ancak yapılan politik yatırımın eksik olduğuna işaret ediyordu. Bugün Yırca’da, Validebağ’da, Artvin Cerrahtepe’de, üniversitelerde ve mahallelerde kazandığımız ve kaybettiğimiz her direniş bu bağların etkisinde harekete geçiyor. Ancak bir yandan, reel siyaset açısından (başka bir ifadeyle hayalet olmayan) son derece hakiki dengeler üzerine kurulan, yüzlerce arkadaşımızın destansı direnişiyle “savunulan” başka bir cephe bütün dünya tarafından izleniyor. Rojava deneyimi, kendisini bir yandan toplumsal-devrimci bir dönüşüm deneyimi olarak örgütlerken bir yandan da Ortadoğu’da bir çok dengeyi yeniden kurabilme imkanı olan bir parti olarak örgütlüyor. Bu partinin bizlere işaret ettiği şey nedir?

DAİŞ çetelerinin Rojava’ya saldırısı bir yandan görünmeyeni görünür kılarken, görünmesi gereken temel şeylerden birinin üzerini de örtüyor. Bu temel şey, bir toplumsal/devrimci dönüşüm deneyimi olarak, bir bütün olarak Rojava’nın, özelde de Kobani’nin kendisini bir toplumsal parti olarak örgütlemiş olmasıdır. Bu örgütlenmenin bugün görünen yüzü ev ev, sokak sokak, hücre hücre silahlı direniş ise, bu direnişin temelinde yatan şey, yaklaşık üç seneye yayılan, ve temelleri de uzun bir geçmişe bakılarak takip edilebilecek olan özörgütlenme ve özyönetim kapasitelerinin geliştirilmesidir. Biz bugün özyönetimin nasıl bir “oluş” olduğunu Kobani partisinin kendisini hücre hücre silahlı mücadelesi üzerinden görüyoruz. Ancak bu savunma ve çatışma görünümünün arkasındaki örgütlenmeyi unuttuğumuzda, yalnızca fiili fiziksel mücadeleye, bedenlerin ortaya konması derecesinde bir fedakarlığa ve sorumluluğa odaklanıyor olacağız.

Halbuki başka bir soru pek ala mümkündür: Kadıköy’ün özerkleşmesi ve gerektiğinde kendisini sokak sokak örgütleyerek savunması Kobani’nin ne yanına düşer? Bu, Paramaz’ın bize sorduğu sorunun tersten sorulması ve başka bir sorumlulukla cevaplanmasıdır. Devlet-olmayanın yurdunun olmaması, bir yandan onu Kobani’de işaretleme imkanı tanırken, Kobani’yi arzulayan devrimciliğin Kadıköy’deki tezahürü nasıl olabilir? Politik yatırımımızı Kadıköy’ü örgütlemek üzerine yapmadığımız ve bu sorumluluk ile Kadıköy ile ilişkilenmediğimiz sürece, esasında Kobani’den ve onun devrimciliğinden uzaklaştığımız söylenemez mi?

Gezi partisi ile Kobani (ve Rojava) partisini yan yana düşünebilmemizin, Kobani’den feyz alan bir devrimciliği inşa etmemizin temelinde böylesi bir arzu ve bedenlenmenin yattığı söylenebilir. Ancak bu şekilde Kobani bizim için Türkiye sınırında Kürtlerin hakimiyetinde olan ve çokça öykünebileceğimiz bir uzak ülke olmaktan çıkacaktır. Eğer kapitalizm, Paramaz’ın ifadesi ile bir “iç savaş” rejimi ise, onun krizini derinleştirecek mevzileri ayak bastığımız yerden örgütlemek gerekiyor. Bu mevziler de örgütlenmeme (yani kendini örgütleme, kendi fikrini ve ilkesini örgütleme) konformizmden çıkarak, toplum içine kök salacak, daha çok da toplumu bir örgütlenme birimi veya parti olarak kuracak hakiki dinamikler üzerinden yükselebilir. Rojava’da Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’nin yıllara yayılan çalışması ve paradigmatik dönüşümden beri yaptığı yatırım bugün hareketi de aşan bir toplumsal parti olma durumunu mümkün kılıyorsa, bu koşulları mümkün kılan hadisenin, ayaklanmanın ve DAİŞ saldırılarının dinamiği üzerine eğilmek önemli bir sorumluluktur bizim için.

Bu dinamikleri keşfetmek, işte Rojava’dan öğrenebileceğimiz ilk temel ders bu olabilir…


[1] Bu kavramsallaştırma için bknz: Atıf Güney – Gezi Partisi ve Seçimler http://fraksiyon.network/gezi-partisi-ve-secimler/

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr

Leave a Comment