Şems’i Öldüren Şehir

Şems’i Öldüren Şehir

ÖZLEM GİTMEZ | Gerçek Konya bu değil teraneleri başlamışken, Anadolu’nun o romantik misafirperverliği yeniden üretiliyorken, zamanında kimbilir nereden duyduğum bir laf yankılanıyor kafamda; “Konya, Mevlana’yı yaşatan değil, Şems’i öldüren şehirdir”.

sems-i-olduren-sehir
Özlem Gitmez

Ne zaman üzülmemize izin vereceksiniz? Kaç bayrak yetecek, kaç bayrak o meydanda sizin vicdanınızı belki biraz olsun sızlatacak? Kaç milletvekili ölsün istersiniz, beyniniz resmi makam ezgilerinden vaz geçsin diye? Kaç “kanlı meydan” daha olsun dilersiniz ki biz o türküleri meydanlarda söylerken ölmeyelim?

Bölündük işte. Fakat beklendiği gibi Kürt-Türk diye değil, Alevi-Sünni diye değil, iyiler ve kötüler olarak bölündük. Varoluşsal bir iyilik/kötülük bahsi değil kastettiğim. Geleneksel, kültürel, toplumsal bir vicdansızlık geleneğinin artıkları var etrafımızda. Bir de diğerleri; hâlâ allah-kahretsin-ki-iyi-ruhlu çocuklar “onlara kan vermeyin” diye çığıran kadına kan verir işte. İslam’la bezeli Türk milliyetçiliğinin pisliğine gömülü biat edengiller kendi küçük çıkarlarını, kendi şiddet sevdalarını, kendi çirkinliklerini bir bayrağa sarar, olmadı bir küfre büründürür, en olmadı hepimiz nasılsa “Ermeni”yizdir. Çünkü işte bizim artık yüz yüze nasıl bakarız dediğimiz, kardeşim diyemeyeceğimiz o adam (çünkü o hep adamdır) hiyerarşinin en büyük boyun bükücüsü olarak abilerinden böyle öğrenmiştir.

Bölündük işte. Fakat beklendiği gibi solcular-sağcılar diye değil, vatanseverler-komünistler diye değil, iyiler ve kötüler olarak bölündük. Kuşkusuz solcular geleneksel olarak “daha iyi bir dünya” nın temsilcisidirler. İdeolojilerinden, hayatı yaşayışlarından bağımsız; Troçkistinden Stalinistine, Anarşistine hepsi “iyi” olanın peşindedirler. Sağcılar ise karanlık bir geçmişi taşır, faili oldukları karanlıkla hesaplaşmaktan korkarlar. Çünkü “bunu benim devletim yapmış olamaz”; devletlerine güvendikleri kadar kendilerine güvenmezler. Ancak “dış mihraklara” atılan günahlar, kendi günahsızlıklarını yana yakıla anlatmanın bir yolu iken bilmezler mi devlet onların da değildir; elbet o sağcılar da Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Dersim’de, Suruç’ta ve Ankara’da olanların acısını çeker. Belki Kürdistan’da işler değişir; acının eşiği Amed’de bir Kürt’e kadardır belki.

Bölündük işte. Fakat beklendiği gibi bölenler Kürtler olmadı. Çünkü Diyarbakır’da bombalar patladığında üstü başı kan içinde barış işareti yapan amca var ya; işte benim gözümde Kürtlerin temsili odur. Siz -siz derken bu yazıyı okumayacak olanlara aslında sözüm- bir askerin şahadetinin hesabını katliam olarak keserken, katliamlara alışık bir halk, sizin de elinizi tutmak için bekliyordur aslında. Ve fakat bölündük. Çünkü siz bölünmemeyi toprak parçasının fiziksel bütünlüğü olarak görüyorken, biz kardeşlik olarak resmediyorduk.

Cism-i bütün topraklarınızda daha ne kadar kan aksın istersiniz? Daha ne kadar kan akarsa askere giden “komşu oğlu”nun ardından “hainlere” küfürler etmekten vaz geçeceksiniz? Daha ne kadar o pislik kokan ağızlarınızla “Ermeni” döllerine, “Yahudi” piçlerine diye diye ettiğiniz küfürlerle kendi hısım Kürtlerinizden bahsedeceksiniz gururla? Oysa Ermenileri de öldürdünüz, Yahudi de kalmadı. Hala neyin hırsıdır alamadığınız, neyin öfkesi? Eminim sizin geleneğinizin temsilcileri Türkleşmiş iyi Ermenileri de bağrına bastığını söylemiştir zamanında ama sokağa çıktığında, belki bir sokak, belki bir mahalle, bir ilçe, bir şehir, hepsi Ermeni’dir sonuçta. Peki bugün? Yine benzer bir katliamı kökünü kazımakla gurur duyduğunuz bir halkın torunları olduğunu iddia ettiğiniz, çoğu Kürt olan, çoğu emekçi olan, çoğu Alevi olan, çoğu Sünni olan, çoğu kadın olan, çoğu eşcinsel olan, çoğu Laz olan, çoğu Çerkes olan, çoğu Türk olan, çoğu güzel olan bir halka mı yapmak niyetiniz? Yoksa o niyet çoktan uygulamaya geçti de biz tarihin tekerrürünü en az hasarla atlatmak için mi çabalıyoruz?

Anadolu güzellemeleriyle geçen ömrümüzde, her şey gerçeklikten kopuyor yine. Anadolu insanı diye başladığımız cümleler tüm katliamların üstünü kapatıyor. Oysa hiçbir katliamın hesabını da soramadık, yüzleşmeyi de başaramadık. Sonra yine bir Anadolu şehrinde, Konya’da bir stat dolusu insan ölülerin, ölülerimizin ardından ıslık çalıyor, yuhalıyor. Gerçek Konya bu değil teraneleri başlamışken, Anadolu’nun o romantik misafirperverliği yeniden üretiliyorken, zamanında kimbilir nereden duyduğum bir laf yankılanıyor kafamda; “Konya, Mevlana’yı yaşatan değil, Şems’i öldüren şehirdir”.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr