Sen… Yaşadın…

Sen… Yaşadın…

HAYDAR TAŞTAN | “Sonra buluyoruz seni. Bedenin bir dağ gibi ağır. Ağıtlar yakılıyor senin için. Binlerce kadın omuzluyor gövdeni. Kadıköy Suruç oluyor, Gazi’de bir isyan mevsimi… Sokaklarda en militan gömlekleriyle çocuklar, öç yeminleriyle anneler… Yani ki, bir halk seninle yürüyor. Toprakta sen, tohumu çatlatan sen. Sen. Kökleşiyorsun…”

Dünya…

Nasırlı ellerin, genç bedenlerin, mahzun cesaretlerin üzerinde durduğu. Yenilmek için henüz erken, biliyoruz… Biz dünyaya vakitli geldik oysa. Sokaklarıyla bu kent daha bitmemişti. Yalnızdık ki, ayaklarımız henüz hor görülmemiş, gövdemiz bir kelimede erimemişti. Sonra sen geldin, gülüşünle kocaman. Tanıdık seni. Çaylar içip, çimenlerde uzandık. Kucağına doldurup papatyaları, isimsiz arkadaşlar edindin. Hırsla tuttun pankartların ucundan. Bize, hiddetten fazlasını getirdin.

Biz. “Kesin değildik” belki senin kadar. Çok düşündük, uzun baktık sana.

Bir kantinde Ulrike‘yle tanıştın. Tarihi geçmemiş gazetelerde, birtakım kadınların hikâyelerini okudu sana. Heyecanlandın. Bir hevesten fazlasıydı kalbinin taşıdığı. Erkeğe büyüyen dünyada, bir suç çağrışımıydın. Mor’u sevdin, kızıla boyadın caddeleri; kirli reklamları, banka katlarını, evrak çantalarını ve dahi betondan tanrıları. Gökyüzü senin için yarılabilirdi. Sen. Yaşadın.

Fabrika kapılarında bekledin günlerce. Direnişlerde ilk senin adın… Kangren olmuş narin bedenler gördün. İsyan işaretleri taşıdın işçi çocuklarına. Gözlerinden öptün, saçlarını taradın. Yoksul evlerde diz kırarak oturdun onlarla. Sobada ısındın, mandalina kokusu bulaştırdın ellerine. Yırtarak attın bir bir çek defterlerini, tahsil edilmemiş borç senetlerini. Ne korku, ne ikbâl yanına bile yanaşamadı. Sen. Yaşadın.

Bir dalgın şiirdin ruhsuz dünyada. Yapay çiçeklerden bozma insanlara bir yanıt. Tüm aşklar çürük içindeydi sanki. Öpüşler yarım, duygular vitrin için… Seninle bozuldu bağ bahçeleri, tamamlandı öpüşler, yağmuru kucakladı toprak. Radyodan taze çilek kokusu geliyor… Sen. Yaşadın.

Sözü için yaşayabilirdi insan. Uzak ise herkesin kabul edebildiği kadar. Giden arkadaşların oldu çokça. Zindanda dimdik, sürgünde yalnız, savaşta kahraman… Cüzdanında fotoğraflar taşıdın, mektuplar biriktirdin, cümleler yazdın. Bir hayat verdin onlara. Yaralarını kaldırıp tek tek, tütün bastın her biri için. Göğüs kafesin kuşlara evdi, avuçlarında bahardan kalmış taş izleri… Sen. Yaşadın.

Sen. Hatır bırakmayı sevmeyen sen. Bir intikama birlikte büyüdük seninle. Acıları birlikte örgütledik. Kirli bir düzene isyan taşıdık bedenlerimizle. Adaletsizliğin, yalanın, riya’nın ve cümle hakaretin kalbinde birlikte savaştık. Esmer çocukların sıkılmış yumruğunda, kadim halkların haklı öfkesinde biz vardık. Biz. Sen dahil biz.

………

Sonra gittin. Kum kentinde bir fidan olmaya gittin. Yıkılmış evler altında Küçük Prens okumak için gittin. Otobüsün arka koltuğunda sen, kahvaltıda sen, kültür merkezi bahçesinde sen… Gittin. Bir öğlen. Güneş, gece gibi çöküyor insanlığa. Patlamadan bahsederken bültenler, tarih katliam diyor. Listelerde ismin yok. Telefonlar açılıyor, haberler taranıyor, hafıza zorlanıyor… Muktedirin ve alçaklığın dibinde iktidar sahipleri, eli kanlı çetelerle anılıyor. Bir ülke duymak istemediklerine sağır. Barut kokusu taşıyan gazetelerde adın fişlenmiş, genç burjuvaların dilinde ucuz bir kahramanlık hikâyesi.

Sonra buluyoruz seni. Bedenin bir dağ gibi ağır. Ağıtlar yakılıyor senin için. Binlerce kadın omuzluyor gövdeni. Kadıköy Suruç oluyor, Gazi’de bir isyan mevsimi… Sokaklarda en militan gömlekleriyle çocuklar, öç yeminleriyle anneler… Yani ki, bir halk seninle yürüyor. Toprakta sen, tohumu çatlatan sen. Sen. Kökleşiyorsun…

Şimdi bir ağacın gölgesindesin. Arîn bakıyor gözlerinin içine, Hasan tutuyor ellerinden, Sebahat‘in sesine karışıyor sesin… Anlatıcıları olmayacak belki bugünlerin, ne yazılsa eksik. Fakat biliyorum ki sen geçtin; dağlı bir anlatım olarak sen. Geçtin bu dünyadan. Kuş adımlarıyla geçtin. Cüretten yapılma bir beden olarak geçtin. Geçtin yoksul mahallelerden, işlek caddelerden, kampüslerden, barikat başlarından, atölyelerden, gün yüzü görmemiş hayatlardan. Yaşadın.

Ethem‘i uğurlarken bahsi geçmişti, hatırlarsın. Romalılar, kahramanlarının ardından öldü demezlermiş. Yaşadı derlermiş.

Bir isim bırakıyorum senin için hayata. Sen. Yaşadın.

Yazarın Diğer Yazıları İçin

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr