Sizin Kahramanlarınız Kartondan, Ölü Olduklarını Söyleyin Artık Onlara!

Sizin Kahramanlarınız Kartondan, Ölü Olduklarını Söyleyin Artık Onlara!

Oya Yağcı | “Hendeklerde şimdiye kadar görmeye tahammül edemedikleriniz var. Korkunuz bundandır. Görünürlükten kovduğunuzun, sizi gördüğü yerdir hendek. Odağın parçalandığı ve tersine döndüğü yerdir. Sizin büyük bilinmezinizdir. Tarihi kendinize yonttuğunuz yerde, sahnede tek başına bırakılmanız ve gözünüze tutulan parlak ışıktır…”

Devlet dendikçe aklıma, üniversite yıllarında Ankara’nın Esat’ından Beşevler’e, sabahın kör vakti öğrenci taşıyan belediye servis otobüsleri gelir hep. O kadar eski ve yıpranmışlardı ki, ani bir frende koltuklar yerinden çıkar, tutma demirleri elinizde kalır, duruma göre içeriye egzos dumanı dolar, duruma göre fren kendini koyverirdi. Bu tarih öncesi hengamede bizler, hep ayakta ve hep sıkışık düzende tutulanlardık. Toplumsalın fotoğrafı bu otobüsler ve mimarisi de lojmanlı Ankara’nın ötede tuttuğu gecekondularıydı. Yıllarca devlet imgem bu fotoğraftan beslendi. Duraklarında bir ömür tüketir ama cumhurbaşkanlık köşkünün önünde çözülen ayakkabı bağınızı bağlayacak kadar duramazsınız. Suyun kaldırma gücünü keşfedenler sevinmesinler, biz devletin iteleme gücünü keşfetmiş bir milletiz son tahlilde.

Ve şimdi, 20 PKK’li için 6 General, 36 Albay, 10 bin askerle Cizre’de operasyona soyunan devletin helvasını kavurma ve onu hendeklerin ötesine süpürme zamanıdır.

Devlet kötü bir yalandır: kendi kehanetini gerçekleştirmekten aciz, kendisi kehanet olamayan, tekrarlarla tükenen, Dürenmatt’ın Göktaşı oyununda bir türlü ölemeyen kahramanı kadar kulak kabartmaya değmeyecek, tatsız bir şakadır. Devlet, dolmuş duraklarının hakimi değnekçilerin değneğidir.

Toplumsal tarihi tam da onu kuran özneye kapatarak, kendi hayal ürünü kahramanlarının hesabına aktaran bir siyasal gelenek, doğaldır ki üretimin değil, hırsızlığın el çabukluğunu marifet edinir.  Toplumsal tarihin her durağına tankla yanaşıp, durakta kim varsa toplamaya eğilimlidir topyekunculuğun müritleri. Mimarisi yeraltında, köstebek ahlakından dahi nasiplenmemiş bir kemik toplama kampı estetiğidir. Ülkenin sosyal boyutunu faş eden toplu taşımacılığın icat noktası da bu “toplu kaldırma” girişiminden feyz almıştır. Projenin gelişim aşaması, vinçle, kepçeyle çimento kaldırma ve beton dökme sınırlarında çizilmiştir. Yürümek izne bağlıdır, ulaşım hatları ve araçları devletin kıt aklına havale edilmiştir. Bundandır sabitliğimiz. Sporu da sevmeyiz zaten, amaçsızdır, bir noktaya varmak için yola çıkmak “üşenilesi” bir hamaratlıktır. Beden, okul müfredatında sağa dönmenin disiplinini kazanması gerekendir. Devinmemesi, hatta işlevsel değilse yaşatılmaması gerekendir. Taşınır, nakledilir, sabitlenir.  Devlet, getirir-götürür-iteler, topluca taşır ve yığar nasılsa. Ellerimizde besmele-matik, dilimizde şükran, dört kollunun şiirini yazan “Cemse” devletimize paspas olmak ütopyadır nereden bakılsa. Ütopyanın betonunu, betonun ütopyasını ezber eden makbul, firar eden maktuldür, karton kahramanların masal aleminde.

Bu hikayenin, çimento çatlatan inatçı fidanı firari’dir. Toplumsalı kuran ve kuruculuğundan müebbet yiyendir. Devletin, betonlaşırken öğüttüğünü sandığı ve midesine taş gibi oturandır. Her devlet, öğütemediğinin cesedi olmaya yazgılıdır. Firar yaratıcı bir eylemdir, iktidarı gülünçleştirdiği, izleri yok edileni açığa çıkardığı ve sıra ahlakının kafasına fırlattığı için.

Önü kesilenin hafızası molotof, bedeni hendek olduysa eğer, kartondan kahraman masalına inanmayı reddettiği içindir. Tanır kendinden çalınanı, hatırlar kendisini borçlu çıkaranı. Malzemesi karton olan kahramana, ölü olduğunu bağıran da o tek firaridir.

Tarihin toplu taşıma duraklarında, ısrarla gelmeyeni bekleme görevi sol-öteki-dışarlıklı kılınana verilmiştir. Otobanların bıçkın hakimi sağın, direksiyon hakimiyetine çomak sokanlardır bu “öbürsüler”. Kendilerine ayrılan dar geçitlere burun kıvıran, refüjleri tınlamayan, uzun mesafe koşucuları ve yüksek atlamacılardır.Firari öbürsüler, beton aşkını kursağa dizen inatçı sarmaşıklardır. Bedeninin en lop bölgelerini kahramanlarının iştahına ayıran ceemaatin kasap aşkına, et yemezlikleri ile diklenen oyun bozuculardır. Kasap çengelinde teşhir edilmeyi reddeden ve ava da çıkmayandır. Kendisinden ne yapılacağı bilinemediğinden, eti de mundar ilan edilendir.

Kahramanlar sınırları severler, bir de ölü bedenleri ve aslında en çok da beleşçiliği. Emeği, toprağı ve tarihi çalmaktır maharetleri. Et olsalar yenmez, sinirden kesilmezler. Her kahraman, kendisini yaşatacak bir yazara bağımlıdır. Tarihin ters-yüz edildiği yerdendir Aşil topuğu.Savaşa gitmeyenlerin korkusu, kıyıcılığı kahramanlıkla telafi etmeye yazgılıdır. Savaş kazanamamış ama lojmanı kapmış, üç öğünü beleşe getirmekte uzmanlaşmış, golf sahalarını kapatarak sınıf atlamayı bilmiş memur-orduların, bol apoletli generallerini gönderin hendeklerin üzerine. Strateji bilmedikleri gibi hendeği de bilmez onlar. Düz yolda yürüyebildiklerine henüz kimsenin tanık olmadığı, ruhları makam araçlarının şeklini almış olanlar mı, kadim bir halkı toprağından sürecek?

Hendeklerde şimdiye kadar görmeye tahammül edemedikleriniz var. Korkunuz bundandır. Görünürlükten kovduğunuzun, sizi gördüğü yerdir hendek. Odağın parçalandığı ve tersine döndüğü yerdir. Sizin büyük bilinmezinizdir. Tarihi kendinize yonttuğunuz yerde, sahnede tek başına bırakılmanız ve gözünüze tutulan parlak ışıktır.

Ölü olduğunuzu söyleyen çıkmadı mı hala size, destan yazanlar?

Oya Yağcı’nın Diğer Yazıları İçin

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr