“Toplumsal muhalefetin her yerdeliği her mevzide savaşı gerektiriyor.” – Oya Yağcı İle Söyleşi

“Toplumsal muhalefetin her yerdeliği her mevzide savaşı gerektiriyor.” – Oya Yağcı İle Söyleşi

OYA YAĞCI | Faşizm kendine “yaşam alanı” gasp eder ve kapitalizme aşkı bundandır. Bu kadim dostluğu boğmanın ve onlar için yaşamı yaşanmaz kılmanın tüm yollarını açmaya cesaret etmeliyiz. Hedefi uzak değil yakın tutmaktan yanayım.

1 Kasım’da yeni bir genel seçimle daha karşı karşıyayız. Seçimle bambaşka, güzel günlere sıçrayacağımızı ummuyoruz. Ama 1 Kasım’ın da tarihsel olarak önemli kırılma anlarından biri olduğunu görmemek imkansız. Bu nedenle bizler, bir yandan 1 Kasım’ı beklerken diğer yandan da Fraksiyon.org olarak, sosyalist siyasi partilere, kurum temsilcilerine ve akademisyenlere #1KasımSonrası için beklentilerini, tahayyüllerini sorup sizlerle paylaşmayı istedik:

Oya Yağcı‘yla 1 Kasım sonrasına dair yaptığımız kısa şöyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz::

– Devlet terörünün her gün canlarımızı aldığı, AKP içerisindeki krizlerin iyice derinleştiği, “dış” politikanın hareketli olduğu günlerde, bir kez daha seçimle karşı karşıyayız. Anlaşılan o ki bir önceki seçimden çok da farklı bir seçim tablosu ile karşılaşmayacağız. Sizce seçim sonrası bizi nasıl günler bekliyor?

Seçimin seçim, temsilin temsil olmadığı bundan daha radikal bir biçimde anlatılamazdı ki AKP bunu yaptı. AKP, “devletçi- merkeziyetçi” siyaset geleneğinin bir ürünü ve günümüzdeki sonucudur. Politikanın toplumsal içeriğine, savunmacı bir refleksle karşı çıkan ve bastıran bir kurucu akıl, sürekli bir biçimde yeniden üretiliyor ve en ceberrut yüzünü açık etmekten de geri duramıyor. Ancak unuttukları, görmekten ve yüzleşmekten kaçtıkları bir gerçek var ki, -bugün AKP’nin de karşısında duramayacağı- toplumsal muhalefeti bu denli şiddetli bir biçimde bastırma kozunu oynamak, bu kozu sevenlerin felaketi olmuştur. Çünkü devletin ona yüklenen aklının aslında olmadığını her gün itiraf ediyorlar(Biz de onu söylüyorduk zaten). Kemalizm bu topraklarda muhalefetini de kendisine benzetir. Merkez siyasetin fazlasıyla benimsediği “Hikmet-i Hükümet” ya da devlet aklı’nı içselleştirmenin, bu siyaseti temsil eden partileri de sandığa gömdüğü gerçeği tarihte kayıtlıdır. AKP, demokrasiyi kasıtlı bir biçimde seçime indirgerken bu aklı devraldı ve şimdi bu aklın defansifliği içine hapsoldu. Mevcut siyasal partiler yasası ve seçim sistemiyle sistemin tıkanacağı noktaya gelinmesi kaçınılmazdı ve şimdi o noktayız. Seçim sonrası günler bu tıkanıklığın aşılması için siyasal partilere değil toplumsal taleplerin kendini örgütleme biçimlerine yoğunlaşacağımız günler olacak. Burada bana göre önemli olan toplumsal ve politik ittifakların “birlik” dışında daha pragmatik bir biçimde algılanması yönündeki taleplerin öne çıkmaya başlamasıdır. Kapitalizmin en vahşi haliyle her yerdeliği, saldırı alanını genişletiyor ve bu durum, toplumsal mücadelenin devrimcileşmesinde tarihsel bir koşul yaratıyor ki bu da, odağın giderek daralmasıdır. Parlamento ve temsilin temsil edemezliği net biçimde ortaya çıkmıştır. Gezi bu sürecin açığa çıktığı bir olaydı. Ancak Tekel grevinin öğrettikleri, Soma’nın yarattığı kırılma ve Renault işçilerinin açtığı yol radikal bir biçimde gündemimizi oluşturmalıdır. Roboski, Suruç, Amed, Cizre, Ankara cinayetleri iktidarın korkusunun derinleştiği bir düzlemi açığa vuruyor.

– Önümüzdeki dönemde AKP bloğundaki kırılmaların artmasını bekliyor musunuz?

AKP 2007 seçimlerinden itibaren inişe geçti bana göre. İktidar savaşını Milli Görüş cilasıyla başlatsa da, bu geleneğin taşıyıcısı olmadığını açığa vurduğu kırılma anı, 2007 seçimleridir. Siyasal sistemi parlamentoya ve siyasal partilere kadar gerilettiğinizde siyasal partilerin katılaşması kaçınılmazdır. AKP bir siyasal gelenekten ziyade eklektik bir yapıdır ve harcı da ekonomik çıkar ve nemalanma üzerine kuruludur. Türkiye’nin berbat seçim sisteminde bile bu tür partilerin meclisteki yansımaları büyütülmüş ayna görüntüsüdür. Kırılmalar artmıştı şimdi derinleşiyor ve fay hattını şantaj rejimi üzerine kurarsanız dağılma da o denli güçlü olur. Yani “Bir”lik, şantaj hukukundandır.

– Toplumsal muhalefet kendi gündemlerini yaratabilmek için uygun araçlara sahip mi?

Araçlara sahip olmadığımızı düşündüğümüz yerde bu araçların yaratıldığını da gördük. Araçlara sahip olmayı değil ama araçlar üzerinde anlaşmayı tartışmalıyız gibi geliyor. Karşımızda bizi araçsız bırakan hatta bedensizleştirmeye and içmiş bir iktidar varken, araçlara sahip olmadığımız söylenemez. Eklemlenen ve giderek genişleyen bir direniş hattı oluşuyor ve odağın daralmasından kastım da budur. Mücadeleyi uzunca bir süre “beğenmediğimiz” örgütlere bıraktık ve şimdi örgütlenmeyi yeniden ve yeni kavramlarla da düşünüyoruz. Sonuca odaklanırken aslında süreci kaçırdığımız ya da belirli çevrelere yıktığımız sorumluluğu hatırlıyoruz yeniden. Toplumsal muhalefetin her yerdeliği her mevzide savaşı gerektiriyor. Unutkanlık kaldırmayan bir dinamik sürecin kuruluşunu gerçekleştirmek, sonuca odaklanmamızı sağlayacak. Ama sonucun da mutlak varış olmadığı bilgisine sahibiz artık. Soruları çoğalttığımızda hem alanı açıyoruz, hem örgütlenme biçimleri geliştiriyoruz, hem de devrimi devrimcileştiriyoruz.

– Önce Suruç’ta ardında Ankara’da yaşadığımız katliamlar, Kürt coğrafyasında neredeyse her gün kaybedilen canlar… Bu dönemde nasıl bir politik hat üzerinden hayata müdahil olmayı planlıyorsunuz?

Can giderken düşünmek zordur. Ama can gitmesin diye her şeyi öne almak gibi fiili, zor ve acı bir süreçte, Kürd özgürlük hareketinden ders alıyoruz. Yatay kimlik mücadelesinin sınıf mücadelesi ile eklemlenme biçimleri filizleniyor. Kanton deneyimi her düzeyde genişletilmeli ve iktidarı, bulduğumuz her yerde nötrleştirmeliyiz. Temsil ancak bu nötrleştirme formlarında ve tabanda örgütlendiğinde temsil olabilir. Şu an merkez siyasete hiç bulaşmayanlarımız dahi AKP karşısında bir siyasal parti seçeneğini dışlamıyor ancak mücadeleyi pek çok farklı biçimde sokakta, evde, tapulaştırılan tüm alanlarda yürütüyor. Öncelik sonralık meselesi fiili durumda aşıldı. Topyekun siperdeyiz ve topyekun saldırıyı örgütlemeliyiz. Buna parlamento da dahil, inanalım inanmayalım orası da bir mevzi artık. Öğreteni öğrenmeye zorlamak, silinen izleri açık etmek, ifşacı olmak bana en sağlam başlangıç gibi geliyor. Faşizm kendine “yaşam alanı” gasp eder ve kapitalizme aşkı bundandır. Bu kadim dostluğu boğmanın ve onlar için yaşamı yaşanmaz kılmanın tüm yollarını açmaya cesaret etmeliyiz. Hedefi uzak değil yakın tutmaktan yanayım. Çocukken bir film izlemiştim, mealen; tepesi atan tır şoförleri, tepelerini attıran kasabaya tam gaz girerler ve sonrası tepe attıracak “yapı” kalmaz ortada. Gazdan ayağımızı çekmeyelim.

1 Kasım Sonrası dosyasındaki tüm yazılar için tıklayınız.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr