“İstikrar, işçilerin istikrarlı sömürülmesidir” – Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü İle Söyleşi

“İstikrar, işçilerin istikrarlı sömürülmesidir” – Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü İle Söyleşi

UFUK GÖLLÜ | “Türkiye kapitalizmi kapsamlı bir kriz yaşamaktadır. Bu kriz sadece Türkiye kapitalizminin değil aynı zamanda belirli noktalarda dünya kapitalizminin krizine işaret etmektedir. Dolayısıyla bu sistemin bir istikrar kazanmayacağını görmek gerekmektedir. ..”

1 Kasım Genel Seçimleri‘nin ardından siyasi parti temsilcileri, kurumlar ve akademisyenler seçim sonrası için beklentilerini ve tahayyüllerini Fraksiyon.org‘a anlatıyor.

Seçimlerin ardından Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü ile yaptığımız kısa söyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:

Devlet terörünün her gün canlarımızı aldığı, AKP içerisindeki krizlerin iyice derinleştiği, “dış” politikanın hareketli olduğu günlerde, bir kez daha seçime gidildi. Seçimin güvenirliğine şerh koyarak, gördük ki içe dönük yaratılan katliam bağlamı ve dışa dönük yaratılan mülteci tehdidi 7 Haziran sonuçlarını iktidarın lehine döndürmesiyle sonuçlandı. Sizce seçim sonrasına girdiğimiz bu süreçte bizi nasıl günler bekliyor?

1 Kasım Erken Seçimleri, genel beklentinin aksine AKP’nin açık ara zaferiyle sonuçlandı. Bir önceki seçime göre oy oranını % 9 artıran AKP aslında Suruç Katliamı ve sonrasında işlettiği süreçle birlikte Kürtlere ve demokrasi güçlerine savaş ilan etti. Savaş Kürdistan’da askeri operasyonlar ve siyasal soykırım operasyonları şeklinde kendini gösterirken, Batı’da toplumsal muhalefet güçlerine karşı kapsamlı bir tasfiye hamlesi yapıldı. HDP bileşenleri başta olmak üzere birçok devrimci, demokrat siyasi organizasyon AKP’nin tutuklama terörünün kurbanı oldu.

Seçimlerin ardından önümüzdeki bu süreç oldukça zorlu geçeceğe benziyor. AKP tek başına iktidar olabilmek için ülkeyi kapsamlı bir savaş sürecine soktu. PKK’ye saldırıp MHP’nin oylarını alma stratejisi izledi. Aynı zamanda HDP’yi siyaseten etkisiz kılıp, HDP’ye destek vermiş daha kararsız kesimlerin oylarını hedefledi. Özel olarak bölgede Hüda-Par’ın desteği alındı. Bu da AKP’ye kritik durumda olan birçok Kürt şehrinde önemli oylar kazandırdı.

AKP seçim stratejisini Kürtlerle savaş ve Kürtleri siyaseten hareketsiz kılmak üzerine kurmuştu. Bu strateji önemli oranda başarılı oldu. Özellikle Kürtlere dönük savaş derinleşirken MHP oyları AKP’ye kaydı. Aynı zamanda HDP de hareketsiz kılınıp 7 Haziran’da HDP’ye giden muhafazakâr Kürt oyları AKP’ye yönelmiş oldu.

HDP Suruç Katliamı’yla başlayıp Ankara Katliamı’yla devam eden bir süreçte sürekli olarak AKP-IŞİD ittifakının hedefi oldu. Bu koşullar altında HDP sağlıklı bir seçim çalışması yürütemedi. HDP’nin birçok yöneticisi tutuklandı, yüzlerce bürosu yakıldı ve onlarca üyesi sokak ortasında infaz edildi. Bu tablo içerisinde HDP eşit şartlarda bir seçim çalışması yürütemedi. 10 Ekim Ankara Katliamı sonrası KCK’nin ilan ettiği eylemsizlik AKP’yi rahatlatmış, onun daha etkin bir alan kazanmasını sağlamıştır. Son 20 gün HDP Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenleri sahiplenir ve ilgilenirken AKP topyekûn seçim çalışmasına devam etmiştir. HDP bu koşullar altında üyelerinin can güvenliğiyle ilgilenir bir konuma itilmiştir.

AKP, HDP’yi baraj altında bırakma hedefine ulaşamadı ama 7 Haziran’dan farklı olarak HDP’yi ciddi bir şekilde zayıflatmış oldu. HDP’nin bu şartlar altında barajın altında kalmamış olması önemli bir başarıdır.

Bu seçim stratejisiyle AKP yeniden tek başına iktidar olarak bir çeşit zafer kazandı. Ancak bu zafer bir Pirus zaferidir. AKP bütün olanaklarını kullanarak tek başına iktidar olmuştur. Bu durum AKP’nin açısından sonun başlangıcında olduğu gerçeğini değiştirmez. AKP elde ettiği başarı için bütün olanaklarını seferber etmiştir. Sadece parti olarak değil aynı zamanda devletin de bütün olanaklarını kullanmıştır.

Türkiye kapitalizmi kapsamlı bir kriz yaşamaktadır. Bu kriz sadece Türkiye kapitalizminin değil aynı zamanda belirli noktalarda dünya kapitalizminin krizine işaret etmektedir. Dolayısıyla bu sistemin bir istikrar kazanmayacağını görmek gerekmektedir. Kapitalizmin bu dönemde iç çelişkilerin daha da belirginlik kazanacaktır. Ekonomik çelişkiler daha da yoğunlaşacak, sınıf çelişkileri derinleşecektir. İşçi sınıfının ve emekçilerin yaşam standartlarında ciddi bir gerileme olacaktır. Birileri istikrar edebiyatı yapsa da bu istikrar patronlar için istikrar olacaktır. İşçi sınıfı için bir istikrar olmayacaktır.

İşçi sınıfı üzerindeki sömürü çarkı daha da katmerlenerek işlemeye başlayacaktır. Ülke son dönemlerin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayacaktır. Bu krizden çıkış için sermaye AKP’ye sarılmıştır. İstikrar olarak adlandırılan işçi sınıfı ve emekçilerin istikrarlı bir şekilde sömürülmesinden başka bir şey değildir. Tam da bu noktada sınıf siyasetini daha da etkin kılmak gerekmektedir. İşçi sınıfı içerisinde örgütlenme ve sınıfsal bakış açısını politik faaliyetimizde daha etkin kılmalıyız. AKP’ye oy veren işçi ve emekçileri kazanmayı hedeflemeliyiz. Yumurtadan çıkıp yumurtayı beğenmemek olmaz.

İşçi sınıfı ve bütün ezilenleri en doğru şekilde örgütlemek bizlerin görevidir. Bu görevi yerine getiremiyorsak dönüp halka siz “AKP’ye oy veriyorsunuz, sizden bir şey olmaz” diyemeyiz. Bu elitist ve Marksizm’in temel referanslarından uzak bir yaklaşım olur. Bu halk bizim uğruna bedeller ödediğimiz halkımızdır.

Seçim sonuçlarının ardından aydın kesimde ülkeyi terk etme ve AKP iktidarının daha otoriterleşeceği kaygısı ön plana çıktı. Elbette AKP’nin nasıl bir yönelim içerisinde olacağı önemli bir meseledir. Ancak AKP’nin ne yapacağından öte bizim ne yapacağımız önemlidir. Devrimciler her türlü zorlukta ve baskıda korkmadan ve yılmadan örgütlenmesini bilmelidir. İşçi sınıfı ve emekçilerle kopmaz bağlarla bağlanmak temel stratejimizdir. Eğer hedef kitlemiz burjuva siyasetine yöneliyorsa işimizi daha düzgün yapmalı, örgütlenmemizi daha da güçlendirmeliyiz.

AKP, Ortadoğu politikasından da başarısızdır. Bu dış politikada Türkiye, yalnız kalmış bir ülkedir. Ancak bu başarısızlığı ve yalnızlığı halkımıza Ortadoğu’da lider ülke olmak şeklinde kabullendirebilmektedir. AKP’nin Suriye politikası başlı başına bir başarısızlık örneğidir. “Esed gidecek”ten “Esad’la geçiş olabilir” noktasına gelinmiştir. Dış politikada ve iç politikada bu kadar açmazı olan iktidarın seçim sonrası geçici bir rahatlamadan sonra tekrar bu cenderenin içine düşeceğini görmek gerekmektedir.

– Önümüzdeki dönemde AKP bloğundaki kırılmaların artmasını bekliyor musunuz?

AKP tek başına iktidar olmasaydı bu daha yakın bir ihtimal olurdu. AKP tek başına iktidar olunca böylesi bir durum şimdilik ertelenmiş oluyor. Ancak AKP içerisinde farklı sesler erken seçim öncesinde çıkmaya başlamıştı. Dolayısıyla olası bir kriz durumunda AKP içerisinde böyle bir bölünme olabilir. Ama şu gün için pek mümkün görülmüyor.

AKP bir ideoloji partisi değil. AKP burjuvazinin bir çıkar uzlaşmasını temsil ediyor. Dolayısıyla bu çıkarlar arası bir çelişki ortaya çıktığında bölünmesi çok doğaldır. Bir süredir Erdoğan’ın politikaları ülkenin önemli bir kesimini rahatsız etmektedir. Dolayısıyla bu rahatsızlığı değerlendirecek bir odak ortaya çıkabilir. Abdullah Gül öncülüğünde yeni bir oluşum ihtimali ortaya çıkabilir. Ancak bu oluşum burjuvazinin bir kesiminden destek almak zorundadır. Bu açıdan seçimler sonrasında hemen böyle bir gelişme olamaz. AKP iktidarının tekrar yıpranması ve bir iç kriz yaşaması durumunda böyle bir gelişme olabilir.

-Toplumsal muhalefet kendi gündemlerini yaratabilmek için uygun araçlara sahip mi?

İşçi sınıfı ve ezilenlerin gündemi toplumsal muhalefetin gündemidir. Egemenler zaman zaman kendi gündemlerini işçi sınıfı ve ezilenlere dayatmaktadır. Bazı durumlarda toplumsal muhalefet bu durumu kabul etmek zorunda kalır ve bu yönüyle bir kısır döngü içine sürüklenmek kaçınılmaz hale gelir. Örneğin solun bir kısmı açısından; Cemaat bir dönem AKP iktidarıyla örtüşen bir aktördü ve dolayısıyla kötü olan her şey “AKP eşittir Cemaat” şeklinde anlamlandırılmaktaydı. Bugün Cemaat ve AKP birbirine düşman iki güç haline gelmiş bunuyor. AKP Cemaatin şirketlerine el koyuyor, lideri hakkında yakalama kararı çıkartıyor. Aynı şekilde cemaat de AKP’ye saldırıyor. Bu tablo içerisinde taraf olmak egemenlerin iç çekişmelerinin arkasından sürüklenmek anlamına gelmektedir.

Elbette kendi gündemini yaratma meselesi güç olma meselesidir. Örgütsel olarak güçlü olduğu zaman toplumsal muhalefetin gündemi daha belirleyici olacaktır.

Diğer taraftan dört başı mağrur bir gündem yaratma anlayışı da olamaz. Elbette memlekette yaşanan toplumsal sorunlarla ilgilenmek zorundayız. İşçi sınıfı ve emekçilerden kopuk bir şekilde ülkenin sınıf mücadelesi içerisinde bir yer işgal etmeyen bir konumlanma içerisinde olamayız.

Türkiye solunda ne olursa olsun “ben kendi gündemimi yaratırım, kitleler de günü geldiğinde bizim arkamızdan gelir” yaklaşımı doğru değildir. Gezi Direnişi bu anlayışa referans olan örgüt tarzına ciddi bir darbe vurmuştur. Toplumun genel gündemi ile ilgilenmeyen, bir yerde durarak toplumsal muhalefette etkin olunamaz.

Türkiye sosyalist hareketi ciddi bir dağınıklık içerisinde bulunmaktadır. Bu dağınıklığa son verecek, devrimci bir zeminde toparlanılmasını sağlayacak ve sınıfsal bir bakış açısının hakim olduğu bir yeniden yapılanma elzemdir. Devrimci Parti bu ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İşçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareket arasındaki açı farkını kapatmak, yanlış temellerde bölünmüş olan sosyalist hareketi doğru temellerde saflaştırmak, enternasyonalist bir temelde Kürt halkının mücadelesiyle ortaklaşmak, yeni bir sosyalizm anlayışı inşa etmek ve reformist değil devrimci bir mücadele hattını örmek. Bu açıdan Devrimci Parti birlik sürecinin ürünü olarak SDP ve Türkiye Gerçeği çevrelerinin birleşmesiyle kurulmuştur. Hedefimiz sosyalist hareketin içinde bulunduğu durumu değiştirirken işçi sınıfı ve emekçilerle de daha güçlü ilişkiler kurmaktır. Bu temelde politik, örgütsel ve ideolojik bir yeniden yapılanma çabası içerisinde olmaya devam edeceğiz.

– Seçim süreci ile birlikte katlanarak artan işçi, kürt ve kadın katliamlarına karşı nasıl bir politik hat üzerinden hayata müdahil olmayı planlıyorsunuz?

Suruç Katliamı’yla birlikte AKP bir süreç işletti. Sürece yön veren Kürtlerle savaş ve Batı’da demokrasi güçlerinin tasfiyeydi. Bu stratejinin bir tarafı MHP’nin oylarını almak bir tarafı da HDP’yi baraj altında bırakmaktı. Yürütülen savaş politikaları üzerinden MHP’nin oyları alındı. Ancak HDP’yi baraj altında bırakma stratejisi başarılı olmadı. HDP bu yönüyle bu stratejiye direndi. HDP barajın altında kalsaydı, AKP tek başına Anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşmış olacaktı. Ancak Suruç’la başlayan süreç Ankara Katliamı’yla yeni bir boyut kazandı. HDP başta olmak üzere emek, demokrasi ve barış güçleri savunmaya çekilirken, AKP mevzi kazandı. Sokakta inisiyatifi eline almış oldu. KCK’nin ilan ettiği eylemsizlik kararı AKP’nin rahat bir seçim çalışması yapmasını sağlarken HDP cephesinde Ankara Katliamı’nın yaralarını sarmak ve şehitlere sahip çıkmak daha ön planda oldu.
AKP bu süreçte Batı’da HDP binalarını ve Kürt esnafları hedef alan bir linç saldırısı örgütledi. Bu saldırının ana eksenini oluşturan strateji HDP hareketsiz bırakıp etkisizleştirmekti. Bir yönüyle 7 Haziran seçimleri sürecinde HDP’nin kazandığı mevzileri geri almaktı. AKP bu hedefine büyük oranda ulaştı. HDP baraj altında kalmayarak AKP’nin stratejisinin bir kısmını boşa düşürmüş oldu. HDP’nin baraj altında kalması AKP’nin başkanlık sistemini “parlamenter demokrasi” açısından hiçbir engelle karşılaşmadan hayata geçirmesi anlamına gelecekti.
AKP önümüzdeki süreçte nasıl bir yönelime girerse girsin biz parti olarak Kürt halkının yanında olmaya devam edeceğiz. Ne olursa olsun Kürt halkıyla Türkiye işçi sınıfının enternasyonalist dayanışmasını örme konusunda ısrarcı olacağız.

Bedeli ne olursa olsun Türkiye işçi sınıfıyla Kürt halkının stratejik ittifakını savunacağız ve bunun hayatta güçlendirilmesi için canla başla uğraşacağız.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr