Vietnam: Ulusal Özgürlükten Trans-Pasifik Köleliğine (1975-2015)

Vietnam: Ulusal Özgürlükten Trans-Pasifik Köleliğine (1975-2015)

James Petras | “Devrim sonrası yaşanan yenilgi ve Vietnam’ın devrimci kazanımlarının bertaraf edilmesi önlenebilirdi. Olumsuz örnekler ders olarak çalışılmalı ve gelecek devrimler için ufuk açıcı olmalı. Vietnam’ın devrimci mirasının henüz ölmemiş olduğuna inanmak için hala bir zemin var…”

1975’te Vietnam halkı dünya tarihindeki en uzun ve en kanlı anti-emperyalist savaşlardan birisinden zaferle çıkmış, 20 yıllık mücadele sonunda dünyanın en büyük emperyalist gücü ABD’yi yenmişti.

En fazla kırk yıl sonra ise Vietnam rejimi, Vietnam’ı manda altındaki vasal bir devlete dönüştürecek ABD-Japonya egemenliğindeki Trans-Pasifik Serbest Ticaret anlaşmasını (TPFTA) imzaladı. 1955-1975 yılları arasında 500 bin kişilik ABD işgal ordusu tarafından desteklenen kukla diktatörlerce idare edilmiş neo-sömürge yönetiminden sektörlerini, endüstrilerini, limanlarını, kaynaklarını ve işçilerini dünyanın en büyük 500 Batılı ve Asyalı çok uluslu şirketlerine teslim eden ‘Komünist’ yönetime uzanan tarih.

Çatışan Tarihi Anlar: 1975 ve 2015

1975’te devrimci hükümet bütün ABD üslerini kapatmış ve tüm ABD askeri personelini sınır dışı emişti. Bugün ise Vietnam ‘vasal rejimi’ ABD donanmasının ziyaretlerine izin veriyor ve Çin üzerindeki emperyalist askeri kuşatmayı sıkılaştıran askeri anlaşmalara imza atıyor.

1975’te devrimci liderler fabrika işçileri ve tesisler üzerindeki emperyalist hakimiyete son vereceklerine söz vermişlerdi; bugünse vasal liderler emperyalist devletlere çok uluslu şirketleri ‘baştan çıkarmak’ adına Çinli işçilere ödenen ücretin yarısından daha düşük ücrette ucuz işçilik sunuyor.

1975’te, hükümet işçiler lehine müdahalede bulunarak işletmeleri ve fabrikaları devralmıştı; bugün ise vasal devlet vahşice grevdeki işçileri bastırıyor ve sınıf mücadelesi veren sendikaları yasadışı ilan ediyor.

1975’te, devrimci hükümet bütün dünyadaki işçiler ve köylülerle dayanışma içinde olacağını açıklamıştı; bugün ise vasal devlet Dünya Ticaret Örgütü’nden Trans-Pasifik Anlaşması örgütüne kadar bütün büyük emperyalist örgütlere koşulsuz desteğini deklare ediyor.

Politikadaki ve işbirliğindeki bu değişimi ne açıklayabilir? Devrimci öncü kuvvetten emperyalist güçlerin kölesine dönüşüm nasıl açıklanabilir? Hangi faktörler milyonların devrimci hareketinin çürümesine ve yozlaşmış, alçak bir politik ve sosyo-ekonomik elit sınıfın ortaya çıkmasına sebep olmuş olabilir? Neden bu karşı devrim kitlesel bir halk direnişi ile karşılaşmadı?

Vietnam’ın yozlaşmasındaki aşamalar ve koşullar

vietnam-ulusal-ozgurlukten-trans-pasifik-koleligine-1975-2015 2Özgürleşmiş Vietnam askeri kuşatma altında

İç ve dış güçler ve olaylar Vietnamlı devrimcilerin vaat ettikleri sosyal dönüşümün altının oyulmasında büyük rol oynadı.
ABD’nin ekonomiyi tahrip etmesi ve Washington’un savaş tazminatını ödemeyi reddetmesinden ve savaş sonrası maruz kalınan boykot ve yaptırımlarından itibaren finansal kaynakları kısıtlı olan Vietnam önemli güçlüklerle karşılaştı.
ABD hava ve kara saldırıları bütün alt yapıyı ve ülkenin verimli yatırımlarını mahvetmişti. Napalm bombaları ve kimyasal savaş (Portakal Gazı) köyleri yıkmış, pirinç tarlalarını, toprağı ve suyu zehirlemişti. Milyonlarca bomba binlerce köylüyü sakat bırakmıştı.

ABD gizlice Khmer Rouge-Kamboçya’nın terör rejimini özgürleşmiş Vietnam’a karşı yürüttüğü savaşta destekledi. Bu Vietnam’ın zaten harap olmuş ekonomisini daha da sarstı ve barış sonrası yeniden yapılanma için kullanılması gereken kısıtlı kaynakların askeri operasyonlara kaydırılmasına sebep oldu.
Çin Vietnam’ın kuzey sınırında savaş açarak Vietnam’ın tükenmekte olan kaynakları üzerindeki yükü daha da arttırdı.

Zorlu geçiş süreci

Vietnam’ın devrimci hükümeti ilk on yılda savaştan barış ekonomisine geçmekte zorluk yaşadı.
Kaynakları, nitelikli insan gücü ve sermayesi kısıtlı olan sınırlarını koruma baskısı altındaki Vietnam hükümeti, sayılı personel ve Sovyetler Birliği ve müttefiklerinden aldığı sınırlı yardımlarla ekonomisini kamulaştırmaya girişti.
Güç odaklaşmıştı, politik militanlar ve devrime sadık olanlar görev aldı ancak çoğu ekonomik gelişim konusunda tecrübe ya da uzmanlıktan yoksundu. Ekonomik iyileşme politik ve askeri önceliklere göre belirleniyordu. Politika yönetimdeydi, eğitimli ortodoks ekonomistler geri çekilmişti. Tercih ‘tecrübe yerine kızıldan yana’ yapılmıştı.
Onlarca yıllık yokluktan ve fedakarlıktan sonra kadrolar rağbet görmüş ve kısıtlı kaynaklara erişim imkanı kazanmıştı. Özellikle ABD askeri işgalinin büyük bir kara-borsa ekonomisi yaratmış olduğu Güney Vietnam’da ayrıcalıklı elit bir sınıf ile Hong Kong ve ötesinde Çinli iş adamlarıyla ‘broker’ gibi iş yapan zengin bir ‘komisyoncu’ sınıf ortaya çıktı.
Vietnam, Pol Pot (Kamboçya) terörist rejimini yüksek bir bedel ödeyerek yendi ve daha dost bir rejimi destekledi.
1980 itibariyle Çin kapitalizme geçiş sürecine başladı ve Vietnam’ın sosyalist yapılanmasını besleyecek yardım ve yatırımlara ilgi göstermeyi bıraktı. 1980’lerin ortasına gelindiğinde başa geçen Gorbaçov ile birlikte Rusya Vietnam devletine olan ekonomik yardımları kesti, sosyalist planlamayı kötüleyerek ‘piyasa çözümlerini’ desteklemeye başladı.

Dışarıdaki müttefikler içerideki düşmanları destekliyor

Sonuçta Vietnam’ın dışarıdaki müttefikleri sömürge ve neo-sömürge dönemindeki Vietnamlı teknokratları ve kapitalistleri tercih ettikleri bir yöne doğru kaymaya başladılar.

Devrimci rejimin imtiyazlı kısımlarını da içine alan ‘yeni zenginler’ kapital akışındaki kesintiden ve kısıtlamalardan yararlandılar ve yabancı sermayenin ülkeye girmesini ve piyasalara açılmayı savunmaya başladılar. Buna ortak teşebbüs adı altında kamu yatırımlarının özelleştirilmesi ve özellikle Hong Kong, Japonya ve Tayvan’dan gelen fabrikatörlere verilen teşvik tedbirleri eşlik etti.

İç bölünmeler ve kapitalist teknokratların zaferi

1980’lerin sonuna gelindiğinde Komünist Parti’de dört eğilim birbiriyle yarışıyordu.

1. Kurtuluş mücadelesindeki tarihsel liderleri de kapsayan devrimci fraksiyon
2.Kendi zenginliklerine kaynak olan devlet girişimlerini korumayı ve desteklemeyi hedefleyen imtiyazlı devlet yetkililerinden oluşan merkez ya da reformist fraksiyon. Bu grup ‘sosyalist piyasa’ olarak adlandırdıkları yabancı sermaye işbirliğini savunuyordu.
3. Bazı stratejik sektörler hariç özelleşmiş kapitalist ekonomiye kademeli geçişi savunan teknokratlardan oluşmuş üçüncü fraksiyon
4. Batı’da eğitim görmüş ve bağlantılar kurmuş ve denizaşırı kapitalist ve uluslararası finansal kurumlarla işbirliğini savunan ekonomistlerin oluşturduğu dördüncü fraksiyon. Bu grup teknokratlar ve imtiyazlı sınıfla güçlerini birleştirdi, Parti’nin elit grubunu yozlaştırdı ve sonunda Vietnam’ı yöneten sınıf halini aldı.

Uğursuz karşı devrimci işbirliği

Takip eden yıllarda, teknokratlar ile onların iş ortağına ve karşı devrimci elitlere dönüşmüş ve yozlaşmış yeni zengin devlet yetkililerinden oluşan ittifak ekonominin kontrolünü ele geçirdi. 1990’ların ortalarına gelindiğinde Vietnam, Sovyetler Birliği ve Çin ile diğer tarafta Batılı sermaye arasındaki dengeyi sağlayamamaya başladı. Sovyetler Birliği sahneden silinmişti. Rusya kaos içindeydi. Çin her ne pahasına olursa olsun, bedeli büyük girişimlerin özelleştirilmesi, işçilerin yoksullaşması ve sosyal hakların erimesi olsa dahi- kapitalist büyüme peşindeydi. Vietnamlı devrimciler ya emekli edilmiş ya da saygı gösterilen ancak atıllaştırılmış figürler olarak tarih müzesine sürgün edilmişlerdi. Sadece özel ulusal günlerde hatırlanıyorlardı.

‘Devletçiler’-partinin CEO’ları kamu girişimlerindeki karları sahiplenmeye çalışanlara karşı savaştılar ancak yurt içinde ve dışında herhangi bir stratejik işbirliğinden yoksundular. İşçi sınıfının önünü kestiler ve birkaç kısıtlı sayıdaki istisna dışında gücün, lüksün ve yolsuzluğun getirdiği ayrıcalıklardan faydalandılar.

Yeni milenyum ile beraber teknokratlar ve kapitalist ideolojiler ekonominin bütün kontrolünü ele geçirdi. Bu grup ‘küreselleşmeni’nin getirdiği ekonomiyi ve politikaları ve Vietnam’ın Dünya Ticaret Örgütünün (WTO) bir parçası olmasını benimsedi. Merkeze kaymış olan Parti Vietnam’ın hızla büyümesini ve hizaya çekilmiş olan disiplinli, ucuz iş gücünü öne çıkardı. Komünist Parti liderleri otoriterleşerek altındaki işçileri istismar etmekten çekinmezken kendi üstlerindeki yabancı yatırımcılar karşısında boynu bükük ve itaatkar kaldı.

Parti büyük sanayi grevlerini, çiftçi ayaklanmalarını ve halk muhalefetini bastırmanın aracı haline geldi. Yozlaşmış devlet yetkililerinin çoğu, ‘serbest piyasayı’ kamu varlıklarının yağmalanmasını meşrulaştırmak ve uygunsuz kazançları aklamak için kullandı. ‘Zenginleşmek iyidir’ felsefesi sadece isimde ‘komünist’ olan Parti’nin bütün kademelerine yayıldı. Parti devleti devrimci mirasından gelen meşru zeminini kaybetti. Eski sömürgeci düşmanlar ABD ve Japonya ile müttefikleri, Vietnamlı elitlerin yeni ‘ortakları’ ve onlara hizmet eden teknokratlar ile ekonomistlerin danışmanları olarak kabul gördü.

Trans-Pasifik Ortaklık (TPP) anlaşmasının imzalanmasıyla ABD emperyalizmi 20 yıl boyunca savaş alanında kazanamadığı yeri lüks konferans odalarında kolaylıkla kazanmış oldu: Vietnam’ın büyük ekonomik sektörlerine tam erişim, haklarından yoksun bırakılmış ucuz iş gücü ve Çin’i kuşatmaya yönelik askeri politikasında ona tam bir işbirlikçi olarak hizmet etmeye istekli egemen sınıf.

Davet üzerine emperyalist hakimiyet

ABD Vietnam üzerindeki politik ve ekonomik hakimiyetini silah zoruyla, kukla bir diktatör veya satın alınmış bir general aracılığıyla değil yönetimdeki Vietnam Komünist Partisi’nin işbirliğiyle kabul görerek kurdu.

Bu vasallıktan yararlananlar en başta ulusun zenginliğinin talan edilmesinden kar eden Vietnamlı işbirlikçiler, mali aracılar, ithalatçılar, ihracatçılar ve emek piyasasını elinde tutanlar oldu. Bunlar arasında IT sektöründe çalışan ‘servis operatörlerinden’ oluşan küçük bir ordu, Hong Kong’un korkunç tersanelerinin Çinli-Vietnamlı iş ortakları, iş danışmanlarına dönüşmüş yeni üniversite mezunları ve vergi muafiyetleri ile bunların muadillerini emek ve çevre korunumu yasalarında da hazırlayan devlet yetkilileri yer alıyor. İşte bunlar yeni ‘piyasa ekonomisinde’ zenginleşenler.
Büyük ABD, Japonya ve denizaşırı Çin şirketleri Vietnam’ın imalat, banka, perakende ve toptan satış sektörleri ile yerel ve denizaşırı ticaretinin tümünü ele geçirirken küçük ölçekli işletmeler iflasa sürüklenecek. Devlet teşebbüsleri kapatılacak ya da satılacak. Küçük çiftçiler ve köylüler krediye başvururken ithal edilmiş ucuz pirinç piyasaya girecek ve çiftçilerin iflasına sebep olacak.

Bir zamanlar özgürlük mücadelesinin öncüleri olarak görülen Vietnamlı işçiler ve köylüler komünist-kapitalist işbirliği tarafından acımasızca istismar edilecek. Onlar Asya’nın en yoksul sınıfları arasında yer alıyor.

Sonuç

Vietnam’da işbirlikçi, emperyalizm yandaşı elit sınıfın yükselişi önlenemez değildi; Vietnam’ın tarihi liderlerinin ABD’nin bozguna uğratılmasını takiben devrimci yeniden inşa ile halkçı demokratik kurumları bir araya getirme iradesi ve kapasitesi olumsuz dış güçler tarafından kademeli bir şekilde bertaraf edildi. Emperyalist Roma’nın devam eden taktikleri gibi ABD de geride yıkılmış bir ülke bırakarak, savaş tazminatını ödemeyi reddederek ve Vietnam halkına yönelik acımasız ekonomik yaptırımlarını sürdürerek tarihi yenilgisinin öcünü almış oldu. Sovyetler Birliği’nin ve Çin’in yüzünü kapitalizme dönmesi Veitnam’ın dış finansman için alternatif kaynaklar aramasına sebep oldu.

Bu çetin dış koşullara ilaveten, içteki problemler de geçiş sürecini karmaşıklaştırdı; Vietnam’ın politik-askeri mücadele konusunda ihtişamlı ve başarılı devrimci liderleri aslında vasat ekonomik stratejistlerdi. Yüzlerini ekonomiyi yönlendirme konusunda Hong Kong, Tayvan ve ana karadaki ailelerle bağlantılı devrim öncesi Çinli-Vietnamlı iş dünyası elitlerine çevirdiler.

Genç, eğitimli, devrim sonrası nesil özellikle Saigon’dan, ayrıcalıklı ailelerden çıkmıştı; amansızca neoliberal ideolojilerini rejime adapte ettiler.

Yozlaşmış, baskıcı ve devletçi yetkililerle ayrıcalıklı ailelerin ve sınıfların birlikteliği yeni devrim sonrası eğitilmiş teknokratları yönetime getirdi.

Otoriter Parti eliti işçilerin ve köylülerin marjinalleştirilmesine, solcu eylemcilerin ötekileştirilmesine ve baskılanmasına, neoliberal, emperyalizm yanlısı ekonomik politikaların uygulanmasına ön ayak oldu.

Vietnam deneyimi bize birkaç önemli tarihi ders veriyor:

İlk ders devrim sonrası Parti ve askeri liderler tarafından gücün ele geçirilmesini engellemek ve eski ayrıcalıklı sınıfların yükselmesini kontrol etmek için ulusal özgürleşmeyi takiben demokratikleşmenin ve üretimin, paylaşımın ve kültürün toplumsallaşmasının önemi.

İkinci olarak, eğitimli sınıfların devrimci kitlelere hizmet etmesi sağlanmalı ve eğitim kurumlarının yüksek öğrenim için geleneksel egemen elitlerin çocukları yerine işçi sınıfının çocuklarına öncelik vermesi.
Üniversite öğrencileri geçmiş ve şimdiki devrimci mirasla ilişkilenebilmek için demokratik sınıf örgütlenmesine dahil edilmeli.

Kamuya ait kaynaklar ücretli işçilerin ve yerel üreticilerin yaşamlarını iyileştirecek ekonomik ve sosyal programlara ayrılmalı. Özelleşmiş yerel ve yabancı yatırımların varlığı zaman bazlı anlaşmalarla kontrol altına alınmalı.
Kooperatiflerdeki ve kendi kendini idare eden yerel girişimlerdeki yönetim ve karar alma süreçlerinde yetki ademi merkeziyetçi bir hal almamalı.

Politik eğitim eşitlikçi değerlere dayandırılmalı. İşçiler, köylüler, tüketiciler ve çevreciler tarafından seçilen yozlaşma karşıtı denetleyici komiteler ekonomide etkin olarak tahsis edilmeli.

Sosyal ve özel tüketimdeki devlet harcamaları toplu taşıma, sağlık ve eğitim hizmetlerine ağırlık verecek şekilde dengelenmeli.

Dünyanın başka yerlerinde devam eden özgürlük mücadeleleri ile dayanışmak kural olmalı. Günlük yaşamdaki sosyal pratik çağdaş toplumdaki devrimci köklerin kavranmasını derinleştirecek teknik, tarihi, sosyal ve edebi bilgilerin bireysel ve kolektif olarak öğrenimi ile harmanlanmalı.

Devlet etnik grupların yabancı rejimlere hizmet etme eğilimi ile mücadele etmeli. Başarılar maddi ve sembolik olarak ödüllendirilmeli. Bir sınıfa, aileye ya da klana ayrıcalık tanıyanlar başta olmak üzere gayrimeşru ekonomik ve sosyal faaliyetlerden sorumlu olanlar ise marjinalize edilmeli ve cezalandırılmalı.

Devrim sonrası yaşanan yenilgi ve Vietnam’ın devrimci kazanımlarının bertaraf edilmesi önlenebilirdi. Olumsuz örnekler ders olarak çalışılmalı ve gelecek devrimler için ufuk açıcı olmalı. Vietnam’ın devrimci mirasının henüz ölmemiş olduğuna inanmak için hala bir zemin var. Emekli olmuş devrimciler, emperyalist Transpasifik Ortaklık Anlaşması’na dahil olunmasını takiben amansız istismara, mülksüzleştirmeye ve yoksulluğa maruz bırakılacak olan torunlarına vizyonlarını ve alternatif bir sınıf mücadelesinin deneyimini aktarabilirler.

Transpasifik Ortaklık Anlaşması ile zenginleşecek liderler, kendilerini satan liderleri yerine ağır bedel ödemek zorunda kalacak olan Vietnam halkının öfkesi ve isyanı ile karşılaşacak.

Vietnam’ın liderleri Çin’e karşı ABD ve Japonya’nın askeri politikasını benimsemiş durumda; bu ihanetin uzun soluklu olumsuz sonuçları olacak.

Bir kez daha yerel ve uluslararası gelişmeler çakışıyor – umarız, bu sefer devrimci değişimin yeni bir döneminin önünü açar.

Kaynak: http://isyandan.org/makaleler/vietnam-ulusal-ozgurlukten-trans-pasifik-koleligine-1975-2015/

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr