“Yarını kuracak eylemlilikler üzerine düşünmek gerekiyor”- Besim Can Zırh İle Söyleşi

“Yarını kuracak eylemlilikler üzerine düşünmek gerekiyor”- Besim Can Zırh İle Söyleşi

BESİM CAN ZIRH | Ak-yürüyenlere dönüşme tehlikesine karşı yan yana durmak, yüz yüze bakmak, hayata değen ve yarını kuracak eylemlilikler üzerine düşünmek gerekiyor.

1 Kasım’da yeni bir genel seçimle daha karşı karşıyayız. Seçimle bambaşka, güzel günlere sıçrayacağımızı ummuyoruz. Ama 1 Kasım’ın da tarihsel olarak önemli kırılma anlarından biri olduğunu görmemek imkansız. Bu nedenle bizler, bir yandan 1 Kasım’ı beklerken diğer yandan da Fraksiyon.org olarak, sosyalist siyasi partilere, kurum temsilcilerine ve akademisyenlere #1KasımSonrası için beklentilerini, tahayyüllerini sorup sizlerle paylaşmayı istedik:

ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Besim Can Zırhla 1 Kasım sonrasına dair yaptığımız kısa şöyleşiyi sizlerle paylaşıyoruz:

– Devlet terörünün her gün canlarımızı aldığı, AKP içerisindeki krizlerin iyice derinleştiği, “dış” politikanın hareketli olduğu günlerde, bir kez daha seçimle karşı karşıyayız. Anlaşılan o ki bir önceki seçimden çok da farklı bir seçim tablosu ile karşılaşmayacağız. Sizce seçim sonrası bizi nasıl günler bekliyor?

İçinde yaşadığımız memleket, tarihi müstesna ve güzergâhı istisna bir gemi gibi. Üzerine konuşmanın oldukça güç olduğu bir vakayız. Ama ben Mavi Marmara’nın durumumuzu anlamak açısından önemli bir örnek teşkil ettiğini düşünüyorum. Vicdanlara değen haklı bir davayı hekleyen siyasi bir klik, bu konseptle ulusal ve uluslararası zeminde kendi çıkarları doğrultusunda kullanabileceği bir mazeret yaratmış oldu. Suriye’de içine sürüklendiğimiz durumu düşünürsek, seçime doğru giderken tüm Türkiye olarak bir anlamda Mavi Marmara’nın güvertesinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Ama bunu ilk kez yaşamıyoruz. Nimet Arzık, Menderes’i İpe Götürenler (1966) kitabına “Bugünleri unutmıyalım…” temennisi ile başladıktan sonra hemen ilk satırda şunları söylüyordu: “Artık bu on sene, geçmişe ait: Ömrümüzün bir on senesi daha gitti, burukluk ve isyan içinde” (s.7). O zaman da benzeri bir durum yaşamıştık. Ve şunu öğrenemedik: her hekleme girişimi öncelikle kendini heklenmeye açık duruma sokmakla maluldür. Son bir yıldır yaygınlaşan “kandırıldık” yazılarına bakarsak aslında bir tür 27 Mayıs sonrası dönemde yaşadığımızı söylemek mümkün. Tek fark darbeyle devrilen ve darbeyi yapan aynı aktör ve darbenin farkında değil. Bu tablo seçimden sonrasında da değişmeyecek ve biz bu akıl tutulmasının kendini tüketmesini canlı yayınlarda izlemeye devam edeceğiz.

– Önümüzdeki dönemde AKP bloğundaki kırılmaların artmasını bekliyor musunuz?

AKP bloğunun en az üç kez ciddi biçimde kırıldığını düşünüyorum. 2001 yılından bu yana AKP çekirdek kadrosundan kimlerin gelip kimlerin geçtiğini ve yerlerini kimlerin aldığını bir düşünelim. 2001 yılındaki AKP ile 2011 yılındaki AKP birbirini değilleyen iki karşıt önerme gibi. Fakat burada sorun bu kırılmaların AKP tabanına yansımaması. Söylenen, %25’lik sıkı bir taban çevresinde %15’lik yumuşak bir halka olduğu. Bu yumuşak çevrenin dahi çözülmediğini görüyoruz. Çünkü bu kırılmalar bir seçenek yaratamıyor. Çünkü her türlü seçenek olanağını, öyle ya da böyle, yutarak büyüyen siyasi bir kara-delik AKP. “Bizim siyasetimizin ötekisi yoktur” lafzı tam da bu açmaza işaret ediyor. Siyaset bilakis ötekilerle ilişkileri düzenleme aracıdır. Ötekinin varlığını ret ederek aslında siyaset alanını tasfiye ettiklerinin farkında değiller. Bu yüzden yaşanan kırılmalar bir seçenek oluşturamıyor. Gül’ün çoktan bir parti kurması, Davutoğlu’nun çoktan yürütme anlamında bir başbakan olabilmesi gerekirdi ama AKP bu sivil seçeneklerin imkânını ortadan kaldırmış buluyor. İçinde yaşadığımız kriz tam da böyle bir durum. Bizatihi kendi sonunu hazırlayan bir tutum bu ve sadece kendi tasarımları olduğunu sanmıyorum. Darbe olduğunun farkında olmayan darbeden kastım budur.

– Toplumsal muhalefet kendi gündemlerini yaratabilmek için uygun araçlara sahip mi?

Sahiptir, yarattı ve yaratacaktır. Haziran tam da böyle bir süreç olarak yaşandı. Haziranla yaşanan kırılmanın üstesinden kimse gelemedi. Kimse Haziran’dan sonra aynı olamadı. Benim için bu durumun özü “Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Sil gözyaşlarını” cümlesinde karşılık buluyor. Tüm dertlerin bittiğini, bir daha gözyaşı olmayacağını söylemiyordu bu cümle. Bilakis her şeyin Haziranla başlıyor olduğunu beyan ediyordu bize. Nitekim o günden bu güne tanık olduğumuz da böyle bir başlangıç yaşadığımız. HDP’nin barajı aşması, sonrasında yaşanan her vaka karşısında izan zinciri boşalmış, sayıklama ile dil sürtmesi arasında savrulan resmi beyanatlar Haziran’ın geç gelen sonuçlarıdır. Peki, bu dalgayı kendi gündemimizi yaratabilmek için kullanabildik mi? Gönül rahatlığıyla ‘evet’ diyemeyiz belki ama geleceğe çok önemli bir miras bırakacağımız da aşikâr.

– Önce Suruç’ta ardında Ankara’da yaşadığımız katliamlar, Kürt coğrafyasında neredeyse her gün kaybedilen canlar… Bu dönemde nasıl bir politik hat üzerinden hayata müdahil olmayı planlıyorsunuz?

Reçetesi olan biri değilim. Özellikle daha önce benzerini yaşamadığımız bu saldırılar karşısında. Bugüne dair reçetelerle konuşmanın bazı sıkıntıları olduğunu da düşünüyorum. AKP karşıtı gibi düşünülen eylemliliklerin bazısı AKP’ye güç veriyor gibi. Bunu bir eylemsizlik çağrısı olarak söylemiyorum. Demek istediğim AKP’nin siyasi bir kara-delik olma hali sadece kendine seçenek oluşturabilir olanakları değil kendine karşıt olanların alanlarını da daraltıyor. AKP-tipi siyaset yapma biçiminin muhalif tutumlara da yansıdığını görüyoruz. Ak-yürüyenlere dönüşme tehlikesine karşı yan yana durmak, yüz yüze bakmak, hayata değen ve yarını kuracak eylemlilikler üzerine düşünmek gerekiyor. Forum deneyimleri bu anlamda çok önemliydi. Ben kendi adıma yaşamı paylaştığım alanlarda çevremdeki kişilerle gerçeklik-algımızı ve akıl sağlığımızı koruyabilmeyi, en azından önümüzdeki süreç için, oldukça muhalif bir eylemlilik olacağını düşünüyorum.

1 Kasım Sonrası dosyasındaki tüm yazılar için tıklayınız.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr