Yeniden Leyleklere İnanmanın Tam Zamanıdır!

Yeniden Leyleklere İnanmanın Tam Zamanıdır!

İREM ÖZTÜRK | Barışı seçmediğimiz her an suçumuz daha da büyüyor. Barış için, karanlığa inanmayı bırakıp, yeniden masumiyete sığınmanın zamanıdır.

yeniden-leyleklere-inanmanin-tam-zamanidir
İrem Öztürk

Milyonlarca insan, bir işaret bekler gibi yaşadıkları sıradan hayatlarından adeta bir parmak şık’lamasıyla uyandılar. Kimi zaman insan olmanın getirdiği öfke, sevinç, bağlılık gibi duyguları ‘en’ yoğun hallerinde hissetmiş olsalar da, en ücra hücrelerine işlenmiş asıl kimlikleri, uykuları boyunca neyse ki ya da ne yazık ki saklı kalmıştı.

Sıradan bir hayatın hiçbir kötü yanı olmamasına rağmen bunu bir maske gibi giymelerinin yanında, maskelerine içerlemiş oldukları da, uyandıklarında ortaya çıktı. Hiç vakit kaybetmeden gururla çıkardıkları insan maskelerini insanlığın yüzüne çarparken de aynı gururu doyasıya yaşadılar.

Bir kara masalın girişini andıran bu “diriliş” hikâyesi, yüksek bütçeli bir yabancı dizinin senaryosu değil de, hayatımızın en çirkin gerçeği. Bundan yıllar önce yaşanan tüm çirkin “diriliş”leri her gün ansak ve müzeler ve anıtlar yapsak, geride kaldıklarına inanırız sanmışken suratımıza çarpan insanlık maskesinin sertliğiyle bir kez daha ayıldık.
Bir sihirli kelime, bir parmak şık’laması ile, milyonlarca insan oyunda yerlerini aldılar. Uykuda kulaklarına fısıldanan rolleri kötülük de olsa sessizlik de, göz açıp kapayana kadar formalarını giyip sahaya indiler. Bir kez daha insanlık sınırını aşmaya bizi şahit ettiler. Rengine göre aşağılanan, kimliğine göre canından olan, diline göre lince uğrayan, dinine göre hapsedilen, bayraklı bayraksız, kimine göre “yasal” ve tanımlı, kimine göre varlığı bile suç olanların ölümlerine şahitlik ettik. Onlar da halklarına şehitlik…

Daha birkaç gün öncesinde, çok uzun zaman önce ses çıkarılması gereken ama kıyıya vuran bir çocuk bedeniyle kabaran insanlığımızı taslama yarışındayken, genlerimize uzun uğraşlar sonucu kazınmış “Kürt” şifresiyle çok şükür özümüze döndük de maskelerimizden sıyrıldık. Artık insanlık taslamaya gerek kalmayınca, hafiflemenin verdiği heyecanla eylülün insanlıktan uzak tarihine yeni mesafeler ekledik. Ağzımızı açtıkça çamur çıktı, eylediklerimiz kandı. Ne bir hafta önce kıyıya vuran çocuk kaldı insanlığımızdan geriye, ne de Zonguldak’ta ölen bir maden işçisi. Şehit cenazesine tapıp terörist lanetlerken yuttuk insanlığımızı. Bu zamanda etnik kimliği bile olmayan bir ceset nedir ki?
Bu pisliği provokasyonla, siyasetle, sayılarla, dinle, dille, sebeple açıklamak için çok geç artık. İnsanlığımızın sınırında, tüm analizler utançla başlarını öne eğmeli artık. Hiç değilse teoriler utanmalı.

Tüm maşa, piyon, kukla yakıştırmaları, insanlığa yakışmadığımız şu zamanda suspus olmalı. Bu yaşananları kullukla açıklamak gerçeğe bir ihanet daha yüklemek olur. Şu andan itibaren kukla bile olamayacak silahlara dönüşenler, her biri kendi cephelerinde insanlığı bitirme savaşına soyundular. Her köşede ayrı bir doğaçlama ile, zamanının kuklaları kendi destanlarını yazma çabasına girişti adeta. Dinlerden uzak dillerden ayrı ve utançla beslenen bir savaşta, her katil kendi tacının peşine düştü. Katiller yüceltildikçe bu pastadan payını almak isteyen figüranlar başrollüğe göz koydular. Yapılanlar yalnızca nefret değil, bir kendini gösterme çabası oldu adeta. Her cinayet kendi hikâyesini yazarken tek bir kara masalın bölümlerine dönüştük. Üstelik hiç değişmeyen, eski karanlık masal. Silah sıkanın da susanın da suçlu olduğu insanlık hükümlüleriyiz şimdi. Artık aynı utancı bile paylaşamayan yabancı cellatlarız.

Şu dünyada bir insanın diğerinden değersiz olduğuna inanmak yerine, inanabileceğimiz onca şey arasından, mesela bebekleri leyleklerin getirdiğine bile inanabilirdik. Onun yerine, kendisinin bile aklına gelmeyecek türlü yöntemlerle şeytanı gururlandırmayı seçtik. El birliğiyle yazılan bu masalda, kalemin karası bile elimizi kirletirken kanın lekesinden arınmak mümkün mü?

Arkamızda bir türlü bırakamadığımız karanlığı önümüze de taşırken, bir yerlerde bir insan yaşamak için dakikaları kaldığını bilmiyor; oysa biz biliyoruz. Bir son vermezsek insanların öleceğini, geride insanlığımızın da yaşayamayacağını biliyoruz. Barışı seçmediğimiz her an suçumuz daha da büyüyor. Barış için, karanlığa inanmayı bırakıp, yeniden masumiyete sığınmanın zamanıdır. O zaman belki öldürmeyi bırakıp, yeniden leyleklere bile inanabiliriz.

Facebooktwittergoogle_plusreddittumblr